11 Ocak 2010 Pazartesi

Nazan Bekiroğlu La sonsuzluk hecesi


Öyle bir çığlıkla attı ki ,kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti.

Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.

O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi.

Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça.

Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi.

İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi.

Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.

Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım.

Adımı henüz bilmiyorum.


Sonra döndü Âdem'e, aklına bir şey gelmişti.


Sesi, bengisular gibiydi.


Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.


Durdu, aklından yeni bir şey geçti.


Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.


Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.


Seni anan beni de ansın.


Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.


Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.



Naza Bekiroğlu. Nesin sen kadın ,sen kadınsan diğerleri ne onlar kadınsa sen nesin.Allahım ne dehşet ifadeler bunlar.Ben yazdığın bu sözler üzerine ne diyorum biliyormusun ? Artık Havvalar yok .Hayranım sana. Hatta aşığım bir sen daha varmı?Varsada bana yarmı?

0 yorum: