İnsan özünde iyi(mi)dir.
Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne
Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.
İnsan özünde kötünün ta kendisidir
Kötü az bile kalır insanın yanında
Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın
Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.
Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,
Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.
Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum
Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?
Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar
İnsan özünde iyimidir?????????????
(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )
İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.
Mehmet Ali KÜRÜN
24 Nisan 2010 Cumartesi
22 Nisan 2010 Perşembe
Sezai Karakoç Mona Roza
MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
Sezai KARAKOÇ
Etiketler:
anla beni muhacir kızı,
gönlümden geçen şiir,
mona roza,
SEZAİ KARAKOÇ
8 Mart 2010 Pazartesi
AĞA CAMİİ NAZIM HİKMET
AĞA CAMİİ
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!
Nazım Hikmet
Nazım'ın yoksaydığı benimse en sevdiğim şiiri dir Ağa Camii.Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.Yasin süresinin şu ayetlleri geldi aklıma bu dizelerle.
Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da görmezler.
Onları uyarsan da uyarmasan da farketmez, inanmazlar.
Rabbim bizi bu duruma düşmekten korusun
Defalarca okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir şiir.
Mehmet Ali KÜRÜN
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım.Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!
Nazım Hikmet
Nazım'ın yoksaydığı benimse en sevdiğim şiiri dir Ağa Camii.Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.Yasin süresinin şu ayetlleri geldi aklıma bu dizelerle.
Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da görmezler.
Onları uyarsan da uyarmasan da farketmez, inanmazlar.
Rabbim bizi bu duruma düşmekten korusun
Defalarca okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir şiir.
Mehmet Ali KÜRÜN
Etiketler:
ağa cami,
nazım hikmet,
vay hallerine,
yasin suresi ayetlerinden
22 Şubat 2010 Pazartesi
LİLİ YAR SEZAİ KARAKOÇ
LİLİYAR
Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris´nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili
SEZAİ KARAKOÇ
EVET BEN KONUŞMASINI BİLMEM 'LİLİ YAR' BEN SUSMASINI VE AĞLAMASINI BİLİRİM İÇİN İÇİN VE AH ETMESİNİ.YAZARIM AYRICA ARA SIRA VE OKURUM DELİCESİNE ANLAMAK İÇİN DÜNYAYI VE LİLİYİ.
MEHMET ALİ KÜRÜN
18 Şubat 2010 Perşembe
ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum,bugün seni pek ölgün gördüm
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,Neşeni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
Necip Fazıl Kısakürek
15 Şubat 2010 Pazartesi
MEŞA SELİMOVİÇ DERVİŞ VE ÖLÜM
Benim bulacağım dil, ne daha iyi, ne daha geniş ifade imkanlarına sahip, ne de daha zengin ve zarif olacaktı.Ben elime ve gönlüme öyle uygun bir dil bulmalıydım ki o,içimde kopan fırtınaları ifade edebilecek kapasitede olsun.Ne aradığımı tam olarak bilemiyordum, yalnız nasıl bir dil olması gerektiğini seziyordum .Bulduğum zaman ne aradığımı tam olarak bilecektim, diyor Meşa Selimoviç Derviş ve Ölümün önsüzünde ve devam ediyor
Şimdi ben neyim? Ödlek bir kardeş mi, yoksa inançsız bir derviş miyim? İnsanlara olan sevgimi mi yitirdim , yoksa inancım mı zayıfladı?İnsan şeklini mi, inancını mı ,yoksa ikisini birden mi yitirdim ben?
Ve bu sorgularla kilitliyor beni Derviş ve Ölüme.
Kardeşini kaybettikten sonra yaşamış olduğu iç çelişki ve karmaşıklığı bir nebze olsun anlatabilmek için kaleme alınan bir yaşam öyküsü.Bazen cümlelerin çok uzadığını gereksiz ayrıntılara girildiğini düşündürse de bir bütün olarak değerlendirildiğinde okunması gereken bir kitap olarak bakabiliriz
Evet Derviş ve Ölümde Meşa Selimoviç’in ilgi çekici sözcükleri ve yine üzerinde düşünülmesi gereken felsefi cümleleri var.Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yaşım kırk.İnsan ömrünün en kötü çağı bu.Arzulayabilmek için henüz genç,arzuladıklarımızı gerçekleştirebilmek için ise yaşlanmış sayılırız.
Otuz yaş gençliği hiçbir şeyden hatta kendinden bile korkmayan bir gençliktir.
İnsan demek değişim demektir.Kötülük belirdiğinde ,vicdanın sesini dinlemez olur..
(Bu söz üzerine yazmış olduğum bir yazıyı en kısa zamanda sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili kitap dostları)
İnsan hiçbir vakit emin olduğunu ve geçmiş olan bir şeyin öldüğünü düşünmemelidir.*
Hiçbir şey söylenmiş olmasa bile kadınlar ,kendilerine aşık olanları anlarlar.
Doğumda ebe ne kadar gerekliyse karar verirken de bir dostun yakınlığı o kadar gereklidir
Ve beklide kitabın beni en etkileyen ve üzerinde düşündüren cümlelerini paylaşmak istiyorum
İnsan ağaç değildir.İnsanın mutsuzluğu bağlılıktır.Bağlılık insanın cesaretini yok eder, kendine güvenini azaltır.Bir yere bağlanmakla insan ,uygun olmayanlar dahil ,bütün şartları kabul etmiş ve kendisini bekleyen belirsizlikle kendi kendini korkutmuş olur.Değişiklik ona terk etmek elde ettiklerini yitirmek gibi görünür .İşgal ettiği yerlere gelip başkasının yerleşeceğini kendisinin de her şeye yeniden başlamak zorunda kalacağını sanır.Aynı yerde kaldıkça ya katlanır,ya saldırır.
AMA NEREYE NASIL GİDEBİLİR İNSAN .
EVET BENDE ŞİMDİ SİZLERE SORUYORUM NEREYE NASIL GİDEBİLİR İNSAN..
Mehmet Ali KÜRÜN
Etiketler:
derviş ve ölüm,
kadınlar,
meşa selimoviç,
nerey nasıl gider insan
11 Şubat 2010 Perşembe
ESRA ELÖNÜ-GUZEL BİR YAZI
Seni cihadla aldım chat'le boşuyorum mücahidem
Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar!
Rumuz: Yeşil puding.
_ ilk chatleşmemizi hatırlıyor musun rumuz ebabil tüyü.
_ Hatırlıyorum rumuz kurşunsuz yürek
_ Klavyemin tuşları Allah’ı zikrediyordu ve ben aşka geliyordum.
_ Hatırlamaz mıyım fazla yüklenmeden bilgisayar çökmüştü.
Feride, yeşil puding kıvamına gelmiş adamların chatte ihlaslı fıstık arayışına ve bu arayışı cihat adı altında yeşillendirerek aşk harbine dönüştürmelerine başına da italik Arapçayla “İslami”sini kondurmalarına şaşırıyordu.
Bu kimliksiz romantizmin çamurunu tebliğ standartlarına eriştirmiş yürek insanlarının(!) üçüncü sınıf çiğ arabesk rumuzlarla aşkın damarına intikal edişlerine tav olup av olmadıklarını zanneden saf kızlara bakıyordu feride.
İslama erişim hizmeti için 1’i değil birini tuşlayın edebiyatını üstlenecek çok yağız evli sazanlar olacağı için, açıkta kalacak nice kadrolu ihanete uğrayan kadınların ölen onurlarını da mahallenin imamına yıkatır bu sanal cenazeyi kaldırırsınız.
Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar! Dünya ahiret bacımsın rumuzunun altında yatan, sanal aşk teneffüsü, saf kızlar tarafından din dersi zili olarak algılansa da bu sitelerin içine din cilası çekmek İslami değer yargılarının boynunu vurmak demektir.
Anlayacağınız zinayı engellemek için tarafların cinsiyetlerini örtmek daha vurgulu bir komediye dönüşür ki bu durumda yine iki tarafın kalp gözlerinin açık olması gerekir, metafizik palazlanma sırasında nice sakatlıklar çıkabilir sanal alemin Ayşe’si gerçek alemin Ali’si olabilir ihtimalini de gözünüze sokmak gerekir ki o kadarına karışmak ta bu çok özel birlikteliğe(!) beni maydanoz kılar, benim ki ormanda kaybolmanızı engellemek adına küçük yeşil vurgu olmaktan öteye geçmez diyordu feride!
Yani “izdivacınızın sanalına talibim” modunun sonuçlarına katlanacaksanız işte site işte rumuz! Yok efendim biz dini literatürü bilmek istiyoruz deyip saf damgayı alnınızın ortasına yiyecekseniz, “ mücahitlik oturum açmakla olur” diye bağıran adamların ihlas pıtırcığıyız diyecekseniz islama bir şey olmaz reseti siz yersiniz.
Esra ELÖNÜ
Etiketler:
chat,
deli kız,
esra elönü,
mehmet ali kürün
3 Şubat 2010 Çarşamba
William Shakespeare sonelerden bir sone benden size
23. SONE
Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse
Sahnede korkusundan donakalmış dururken
Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse
Zayıflarsa yüreği gücünden kudurken,
Benim de bu korkuyla guvensizlikten işte
Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,
Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.
Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,
Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,
Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;
Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.
Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,
Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen...
Etiketler:
mehmet ali kürün,
sone,
William Shakespeare
28 Ocak 2010 Perşembe
Mehmet Ali KÜRÜN İstanbul'a usul usul kar yağıyordu,yağmur beklerken
İSTANBUL’A USUL USUL KAR YAĞIYORDU, YAĞMUR BEKLERKEN
Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi istedim ;diyor yüce yaradan. Bu sözü düşünürken gecenin dört buçuğunda benimde aklıma geldi, ben gizli bir viraneydim bilinmeyi istedim, diye geçti aklımdan. Paylaşma ihtiyacı hüznü, sevinci, mutluluğu, acıyı, kederi, hayalleri. Peki neden paylaşma ihtiyacı duyar insan, acizdir çünkü zayıftır, yalnızdır evet yalnız gelmiştir dünyaya adem’de yalnız gelmemiş miydi dünyaya ve hediye olarak Havva verilmemiş miydi yalnızlığına. Debelenip dururken yatakta çıldırasıya uyumak isterken, düşünceler sarmıştı kafatasımı, kalbime ağır bir taş koymuşlarda mengeneye almışlardı sanki şekil vermek istercesine, dışarıda hafiften kar yağmaya devam ediyordu halbuki hafif yağmurlu diyordu meteoroloji tutturamamıştı yine eee Yaradan’ın işine karışılmaz. O kar derse kar yağmur derse yağmur peki ben ne kadar tutturabildim hayatımdaki olmasını istediklerimi yada sen .Evet sen sen arkadaş sen kaç kere sorabildin bu soruyu kendine çok defa değil mi.Tanıyor musun kendini.Viraneliğini paylaşmak istedin mi yada bir kale gibi sağlamlığını, yoksa Alamut kalesi gibi ulaşılmaz ,korunaklı ve sisli misin tanınmayı istemeyerek.Alamut gibi bir kalede olsan yahut yıkık virane, bilinmeyi isteyebilir misin her şeyinle .Evet ben bu gece gecenin bu karlı dört buçuğunda ben bir virane miyim yoksa Alamut Kalesi mi ,yoksa bir fedaimi yada aciz bir kul mu soruları içerisinde debelenip dururken yatağımda .Sen ne yapmaktasın gecelerde, hangi yalnızlığa kanat çırpmakta hangi faydasız iş peşindesin.Zaman denen o sınırlı ‘şey’ i nasıl kullanmaktasın .Arapçada ‘şey’ bilinmezler için kullanılırmış ve batıya xay şeklinde geçmiş ve zamanla x olarak kullanılmaya başlanmış ve denklemlerdeki bilinmeyen x olmuş zamanla.Evet neden mi bu bilgiyi verdim çünkü zaman koca bir X yani şey ne geçmiş ne gelecek hepsi X.Bilinmeyenlerin içinde sürüklenip giderken sen uyuya dur sorgulama, sorma görevlerini hatırlama ve hatta Yaradan’a verdiğin sözü de unut Kâlû Belâda.Kitap okumayı boş zaman işi olarak gör face’te kaç arkadaşın olmuş onunla ilgilen .Evet ben bir viraneyim ama elbet bir gün bir Anka kuşu gibi kendimi küllerimden onarabilirim, kendimi küllerimden yaratamasam da.Peki sen nesin sen kimsin hadi lütfen sor bu soruyu kendine cevap ver kendine sonrada ne yap biliyor musun ben buyum diye kendini tanıttığın kişileri ara ve özür dile aslında ben buydum ama seni kandırdım de .Yada dur sen önce kendinden özür dile kendini kandırdığın için ondan sonra nemi yap kendin ol lütfen kendin ol ve hiçbir günün muhasebesini yapmadan yumma gözlerini günlük ölümüne .Elbet gelecek gerçek ölüm ve dayanacak kapına ÖLMEK ne büyük rahmet değil mi.Ne diyor Üstad Necip Fazıl :
Ölüm güzel şeydir, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber
Evet ölüm var ve biz bu haldeyiz ya ölüm olmasaydı ne olurdu halimiz bir düşünsenize .Karların hafif hafif düşüşüyle beynimden yüreğime oradan da dizelere dökülen bu cümleleri paylaşmak istedim sizlerle siz karar verin bir virane miyim yada Alamut gibi bir kalemi.Yılmaz Erdoğan’ın bir şiiri geldi aklıma Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu ve belirli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.Ne güzel bir ifade değil mi şair olmak böyle bir şey.Bende bir mesajla son vereyim sözlerime
İstanbul’a usul usul kar yağıyordu meteoroloji uzmanlarının yağmur yağacak demesine rağmen .Ve günün muhasebesini yapmadan uyumayın diyordu Mehmet Ali :
Sevgiyle kalın ve kitap okuyanlara yeter kafayı yiyeceksin demeyin lütfen kitap okumayla kafayı yiyen görmedim ama okumayarak yiyen gördüm. Mesaj iki oldu ama olsun hoşgörün saat sabahın beşi
Mehmet Ali KÜRÜN
Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi istedim ;diyor yüce yaradan. Bu sözü düşünürken gecenin dört buçuğunda benimde aklıma geldi, ben gizli bir viraneydim bilinmeyi istedim, diye geçti aklımdan. Paylaşma ihtiyacı hüznü, sevinci, mutluluğu, acıyı, kederi, hayalleri. Peki neden paylaşma ihtiyacı duyar insan, acizdir çünkü zayıftır, yalnızdır evet yalnız gelmiştir dünyaya adem’de yalnız gelmemiş miydi dünyaya ve hediye olarak Havva verilmemiş miydi yalnızlığına. Debelenip dururken yatakta çıldırasıya uyumak isterken, düşünceler sarmıştı kafatasımı, kalbime ağır bir taş koymuşlarda mengeneye almışlardı sanki şekil vermek istercesine, dışarıda hafiften kar yağmaya devam ediyordu halbuki hafif yağmurlu diyordu meteoroloji tutturamamıştı yine eee Yaradan’ın işine karışılmaz. O kar derse kar yağmur derse yağmur peki ben ne kadar tutturabildim hayatımdaki olmasını istediklerimi yada sen .Evet sen sen arkadaş sen kaç kere sorabildin bu soruyu kendine çok defa değil mi.Tanıyor musun kendini.Viraneliğini paylaşmak istedin mi yada bir kale gibi sağlamlığını, yoksa Alamut kalesi gibi ulaşılmaz ,korunaklı ve sisli misin tanınmayı istemeyerek.Alamut gibi bir kalede olsan yahut yıkık virane, bilinmeyi isteyebilir misin her şeyinle .Evet ben bu gece gecenin bu karlı dört buçuğunda ben bir virane miyim yoksa Alamut Kalesi mi ,yoksa bir fedaimi yada aciz bir kul mu soruları içerisinde debelenip dururken yatağımda .Sen ne yapmaktasın gecelerde, hangi yalnızlığa kanat çırpmakta hangi faydasız iş peşindesin.Zaman denen o sınırlı ‘şey’ i nasıl kullanmaktasın .Arapçada ‘şey’ bilinmezler için kullanılırmış ve batıya xay şeklinde geçmiş ve zamanla x olarak kullanılmaya başlanmış ve denklemlerdeki bilinmeyen x olmuş zamanla.Evet neden mi bu bilgiyi verdim çünkü zaman koca bir X yani şey ne geçmiş ne gelecek hepsi X.Bilinmeyenlerin içinde sürüklenip giderken sen uyuya dur sorgulama, sorma görevlerini hatırlama ve hatta Yaradan’a verdiğin sözü de unut Kâlû Belâda.Kitap okumayı boş zaman işi olarak gör face’te kaç arkadaşın olmuş onunla ilgilen .Evet ben bir viraneyim ama elbet bir gün bir Anka kuşu gibi kendimi küllerimden onarabilirim, kendimi küllerimden yaratamasam da.Peki sen nesin sen kimsin hadi lütfen sor bu soruyu kendine cevap ver kendine sonrada ne yap biliyor musun ben buyum diye kendini tanıttığın kişileri ara ve özür dile aslında ben buydum ama seni kandırdım de .Yada dur sen önce kendinden özür dile kendini kandırdığın için ondan sonra nemi yap kendin ol lütfen kendin ol ve hiçbir günün muhasebesini yapmadan yumma gözlerini günlük ölümüne .Elbet gelecek gerçek ölüm ve dayanacak kapına ÖLMEK ne büyük rahmet değil mi.Ne diyor Üstad Necip Fazıl :
Ölüm güzel şeydir, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber
Evet ölüm var ve biz bu haldeyiz ya ölüm olmasaydı ne olurdu halimiz bir düşünsenize .Karların hafif hafif düşüşüyle beynimden yüreğime oradan da dizelere dökülen bu cümleleri paylaşmak istedim sizlerle siz karar verin bir virane miyim yada Alamut gibi bir kalemi.Yılmaz Erdoğan’ın bir şiiri geldi aklıma Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu ve belirli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.Ne güzel bir ifade değil mi şair olmak böyle bir şey.Bende bir mesajla son vereyim sözlerime
İstanbul’a usul usul kar yağıyordu meteoroloji uzmanlarının yağmur yağacak demesine rağmen .Ve günün muhasebesini yapmadan uyumayın diyordu Mehmet Ali :
Sevgiyle kalın ve kitap okuyanlara yeter kafayı yiyeceksin demeyin lütfen kitap okumayla kafayı yiyen görmedim ama okumayarak yiyen gördüm. Mesaj iki oldu ama olsun hoşgörün saat sabahın beşi
Etiketler:
alamut,
istanbulda kar,
mehmet ali kürün,
virane,
yalnızlık
20 Ocak 2010 Çarşamba
Mehmet Ali KÜRÜN AYNADAKİ SEN
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak,sadece kendi sesinin yankısını duyarak,Hakikati kaşfedemezsin.Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
Elif şafak aşk adlı kitabında Şems Tebrizi’nin kurallarından bahsediyor ve yedinci kuralın yukarda giriş yaptığım kural olduğunu söylüyor.Aslında amacım kitabı değerlendirmek değil,değerlendirmeyi yada sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir kitapta değil sadece ve sadece okurken fark ettim ,bu kuralın bende yarattığı etkiyi.Kalakaldım öylece cümlelerin üzerinde beni bu kelimelere mıh gibi çakan neydi. Enaniyet mi?Güç mü?Yalnız olduğumu düşünmem mi?Etrafımdaki insanların içinde bulundukları durumla uyuşamamam mı? Daha çoğaltabileceğim bunca soru geçti beynimden ,kısa bir düşünce fırtınası ve her fırtına sonrası olduğu gibi hafif bir dinginlik. Sonrası kağıt kaleme sarılış .Bir farkla bu sefer paylaşma ihtiyacı ‘kural gereği’ Şems’in kuralı gereği tabi aynada kendini görme ihtiyacı ama kiminle ve nerde?Tekrar aynı sorular. Aslında zamanımız ve içinde aynı havayı tenefüs ettiğimiz insaları düşündğümde yalnızlığın daha çok şey kattığını düşünüyorum.Ayna bulmakta zorlanış da diyebiliriz buna .Evet evet aslında aynalar çok etrafta fakat hani şu lunaparklarda olur ya bedeninizi olduğundan büyük veya küçük gösteren yada daha muntazam çoğu zaman bu aynaların içindeyizdir aslında ve bir türlü kendimizi göremeyiz .Gören sensin ama gördüğün sen değil .Aslında o kadar çok şey anlatmak ,paylaşmak istiyorum ki ama ya yanlış yere bakıyorsam ,ya baktığım ayna bende başka vehimlere yol açarsa.Risk almalı değimli insan? Bilgisayar oyunlarının fır döndüğü,msn aşklarının popüler olduğu ,aşk-ı memnuların memnu olması gerektiği şu zamanda sen kalkmış neden bahsediyorsun a dost derse biriniz bana .
Ayna ayna söyle bana benden yalnız var mı şu dünyada.
Evet ayna ayna benden güçlü var mı şu dünyada
Aslında boş ver ayna benden başka aşık var mı sen ondan haber ver
Mehmet Ali KÜRÜN
Etiketler:
deneme,
mehmet ali kürün
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









