30 Aralık 2010 Perşembe

HUZUR MUTLULUK VE ‘NUR’

Bu sözcükler
bir sabah ezanı ile dökülmeye başladı bembeyaz boş temiz bir sayfaya.Ezan aleme
ve içime huzurla yayılırken ve ben Alemlerin rabbini , o güzeller güzelinin
yüceler yücesinin Aşkını düşünürken ;
Hiç ummadığın yerde
Birden açılır perde
Derman erişir derde
Dizeleri ile silkelenirken
İmam efendi ES-SALATU HAYRUN MİNENNEVM diyordu evet NAMAZ
UYKUDAN HAYIRLIDIR.
Namazda olanlar mı çoktu bu saate uykuda olanlar mı penceremden o küçük dünyama
açılan penceremden baktığımda uykuda olanların uykunun hayırlı olduğuna inananların
daha fazla olduğunu görebiliyordum üzülerek.Ben onlara üzülerek bakıyordum
onlar bana gülerek uyanıyordu beklide.
Onlar mutlu ben ise huzurlu idim
Peki huzur ne idi mutluluk ne idi ikisi bir arada olurmuydu acaba insanda yada
hangisinin olması diğerine göre daha iyi idi .Huzurum yerindeydi ama
mutluluğumu kim çalmıştı acep, namazın uykudan hayırlı olduğu bu saatte
sorularıma ara vererek, uykudan hayırlı olan namazımı eda etmek üzere yollandım
seccademe Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!
Ah ah yeri gelmişken üstadın şu dizelerine de dokunmadan geçemedim
Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?
Evet sancılarım ve ben namaza doğru yollandık……
Ve Rabbine secde etmenin ona sığınmanın ona el açıp yalvarmanın yakarmanın
verdiği selamet ve sukunetle  penceremin o küçücük dünyama açılan penceremin önüne geldim tekrar kuşların zikrini dinlemek üzere açtım penceremi bu sefer. Sonrası mı? Sonrası ‘Nur’
Yüreğime inen Nur
(2.perdeJ )
Öylesine mi yazmalı insan içinden geldiği gibi ne gelirse aklına hatta küfür etmeli fütursuzca
öylemi? Hatta noktalama işaretlerini de kullanmamalı bağlaçları da ayırmamalı
bu kelimeyi doğrumu yazdım yoksa Türk dil kurumunu mu aramalı ne yapmalı ah ne yapmalı?
Yok olmaz yazmalı bu mutluluğu bu güzelliği bu sevinci paylaşmalı .Noktalamasız ,kuralsız
,bağlaçlar doğru yada yanlış, şapkası varmıydı bu harfin aman bu seferde
şapkasız çıksın,yok yazmalı yüreğime inen Nur sayfalarımı,dünyamı aydınlatmalı
Yaşadığın her şeyin yalan olduğunu ,çirkef olduğunu ,mutluluk peşinde koşmanın insanın
nasılda mutsuzluğa sürüklediğini kaderini değiştirmeye çalıştıkça batmaktan
kurtulmak için çırpındıkça nasılda daha çok kaderine koştuğunu,battığını,sevdiğini
sanmayı daha da acısı sevildiğini sandığını  
Ve öylesine yaşamayı seçmişken
Hiç ummadığın yerde
Birden açılır perde
Derman erişir derde
Dizelerine sığınırken
Dermanımı beklerken derdimle, Rabbim Nurunu gönderdi .Nur oldun, huzur oldun, derman oldun ,yarim oldun ,yarenim oldun sevdalım oldun, diğer yarım oldun, hatunum oldum, dünya ahret,eşim oldun. Hoş geldin Nurum hayatıma hoş geldin .Huzurum mutluluğum Nurum hoş geldin.Ne desem nasıl anlatmaya çalışsam yüreğimdeki Nur’u bilirim anlatamam .Konuşma özrüm den daha yoğun yazma özrüm bilirsin.Kuralsız noktalamasız 'da' ayrı yada bitişik mı'nın soru işareti nerde bilmiyorum .Ama seni çok seviyorum bildiğim tek ve en güzel şey bu.
Umutlarını yitirmemeli değil mi insan.

16 Eylül 2010 Perşembe

Cezmi ERSÖZ Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi

ÖLÜRSEM BENİ SENİNLE ARARLAR ŞİMDİ

Bırak biraz daha uyusun yabancı.
Merkezinde değilsin bu hayatın.
Temize çekilmezse hayatın, bil ki şehir seni sonsuza dek yenmiştir.
Onu gittiğin yerde hiç anmayacağına söz ver. Gittiğin yerin buradakinden farklı odluğunu düşünüyorsun; oysa gider gitmez anlarsın ömrün senden önce gitmiştir oraya. İçindeki yabacı senden önce…
Sen yanıtsız sorularından kaçarken o sorular ilk haliyle seni bekler. Burada, yaşadığım ve direndiğim şehirde ertelediğim her soru, gizlediğim her resim, daha derin bir yara, daha çözümsüz bir soru olarak karşına çıkar orada.
Ve sonra herkesin oynadığı oyuna sende katılırsın mutlu görünme oyunu bu her şey harikadır burada insanlar çok keyiflidir, doğa muhteşemdir. Sanki biraz çaba harcasan içindeki yabancıdan kurtulman an meselesidir. Yüzünü mutlu görünme oyununa göre ayarlarsın. Şaşarsın yüz kaslarının bu kadar değiştiğine... Ama zaman geçtikçe yüz kasların yorulur.
İçindeki acıyı saklayamaz olur eğlenceler aptalca olur ve boşluk doldurma çabasıdır.

Ağızlardan akan kanı saklayarak yaşayanlar.
Delice yaşamak isterken, içindeki bir ses o an, neden yaşıyorsun, diye sorunca, ona hiçbir yanıt bulamıyorum.
Aynı anda hem burada hem dünyanın her yerinde olmak istemem gibi bir şey bu. Hayat çok anlamsız çok bayağı ve boş derken belki de magazin dergilerindeki, sonsuza dek nasıl genç kalınır, Başlıklı yazıları büyük bir haz ile okuyorum. Gittiğim her yerde televizyonlar açık. Rengârenk kışkırtıcı, anlamsız, saçma, çekici görüntüler yüzüme ve ruhuma çarpıyor. Durmadan kirleniyorum, durmadan kışkırtılıyorum, durmadan arzu ediyor, lanet kusuyorum. Durmadan birilerini kırıyorum, durmadan özür diliyorum. Durmadan neyi ve niye özlediğimi düşünüyorum. Sınırda yaşıyorum. Her şeyden biraz yaşıyorum. Her yere gitmek isterken derinleşemiyorum. Bu hayatı ne kadar istesem de kulağımın dibindeki uğultu hiç dinmiyor. Hiç bir yere ait olmadığımı hissettiriyor sürgünlüğümü.

ÖLÜRSEM BENİ SENİNLE ARARLAR ŞİMDİ


İşte o zaman, sevgili diye, hayat diye baktığınız her boşluğu artık sizin o yaralı bendiniz doldurur. Nereye, hangi kalabalık şehre gitseniz peşinizden o ıssız o karanlık ormanınızı birlikte götürürsünüz. Nereye gitseniz kendinizi orada kaybolmuş hissedersiniz.

          Sevgili yeğenim Ünal GİRGİN'e paylaşımından dolayı teşekkür ediyorum.Cezmi ERSÖZ'ün insanı en hassas yerinden yakalayan o şahane cümlelerinin arasında kaybolmak, dağılmak, ağlamak ve belkide tekrar toparlanmak için okunası güzel bir kitap

13 Temmuz 2010 Salı

Mehmet Ali KÜRÜN Yağmur

                                                        YAĞMUR
''Yağmur''
Bir adında
Deyip!Bitiriyorum her dizeyi
Ne zaman geleceği
belli olmayan
Ama gelen....
Ben ise?
Daima bekleyen
Toprak!
Yani topraktan gelen

                                                                       Mehmet Ali KÜRÜN

11 Temmuz 2010 Pazar

Mehmet Ali KÜRÜN Kan Sıcak Kar Soğuk

Sevgili dostlar Şimdiye kadar hiç şiirlerimi paylaşmadım sizlerle fakat bu şiirimi sevgili yeğenim Ünal GİRGİN'in teşviki ile paylaşıyorum umarım beğenir ve beni bundan sonrası adınada şevklendirirsiniz.
Evet şiirim:


                                                       KAN SICAK KAR SOĞUK
Yıl Bin dokuz yüz yetmiş dokuz
Aralık yirmi sekiz
Dışarda kar

Bir Çığlık!
Evde sevinç
Bekliyor dışarda koç
Kar ağzını açmış bekliyor
Kan
Kan sıcak kar soğuk
İyi geliyor ikisi de birbirine
Ninem kapıda bekliyor
Önce kız diyor Babam
Sonra diyor erkek
Benim oğlum var
Kolum kanadım var
Benim de artık bir dağım var
Nereden bilsin o dağ çok karlı
Unuttu mu acaba ?
Karlı bir günde geldiğimi dünyaya
Bitmeyen bir şiirdir yaşam
Bu şiirde bitmiyor aslında
Ama; kimse bilmeyecek gerisini...
                                                                              Mehmet Ali KÜRÜN

30 Haziran 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN -Seninle Sevdim Bu Şehri

                                               SENİNLE SEVDİM BU ŞEHRİ
Yaş otuz beş yolun yarısı etmese de henüz, otuz da anlıyormuş insan yarımın ne demek olduğunu. Elimizde bir elma var ortadan ikiye böldüğümüzde kalan her parça yarım öyle mi? Bu parçalardan birini ben yedim geriye ne kaldı diğer yarım mı? Hayır, Onu da Havva yedi
Baştan sona anlatmak kolay da asıl mesele sondan başa doğru anlatmak olsa gerek. Birden ona kadar saymayı öğrenirsin önce, ondan bire inmeyi değil. Buradan anlamalısın aslında sondan başa doğru gitmenin zorluğunu. Tersine çeviremiyor insan kaderini çok ama çok istese de. İstersen sondan başa git, istersen baştan sona varırsın tekrar kendi yalnızlığına
İstemediğin yerde istemediğin şekilde aslında ne istediğini bilmez bir halde başlar bu hikaye sen baştan sona dinlerken, ben sondan başa anlatayım yada diğer yarımı ararken, seni bu şehirle tanıştırayım.
Bu şehir çılgın bu şehir artık benden bile deli bu şehir çıkmış çileden, ben tam ile yarım ayrımını yapmaya başladığımdan beri
Dilini bilmediğim, dinini bilmediğim, havasını soluyamadığım bir denizine yandığım ah bir denizine, bu şehirde bir ben vardım birde yalnızlığım. Kopuşlarım oldu, gidişlerim oldu, kahırlı gidişler, hüzünlü gelişler otobüs terminallerinde yazılmış güzel cümleler, fakat beğenmeyişler. Bazen Bolu’da, bazen Pozantı’da, bazen Kırşehir, bazen Antep, bazen Maraş, bazen Adana, alamadı hiçbiri İstanbul’umu benden, mavi gözlü devşirme güzelimi alamadı. Her yolun sonu o, her yolun başlangıcında o vardı
Git dedi o gelme buralara git sensiz kalsam da ayrı kalsak da her yolcu edişte beni, ağlasak ta beraber git dedi İstanbul’um bana git ben dayanırım ayrılığa, git buralar örecek başına bir çorap git, uykulu gözlerle geldin buralara git, sarı laleler senin bildiğin sarı laleler değil artık git .Gittim ama yine kendi kaderime gittim .Ağladık mavi gözlü sevgilimle o tüm ihtişamıyla o vakur duruşuyla o gelen herkese yeni bir umut vaat edişiyle kaldı bir kenarda .Ben ben ise İstanbul sevdası ve ona varamamanın acısını gömdüğüm kitaplarla .Bir şehre gidememekle başladı asıl serüven Kayseri çarşısında .Pastırma koklarken kitap bulmak ancak bende olur zaten.Hani İstanbul dan da bir farkım yok gibiydi İsyan günlerinde Aşkı okurken.Kimi zaman insan yüreği kapıdan geçen herkesi kabule hazır ucuz bir meyhane gibidir diyordu ya hem İstanbul’un hem benim halim tamda bu haldi galiba .Kapıdan geçen herkesi alıyorduk içeri ve yerleşip kalıyordu içimizde bir yerlerde söküp atamıyorduk içimizden söksek de acısı kalıyordu. Ermişi okuyordum eremiyordum aydınlığa. Şizofren aşka mektupla pul olamasam da zarfa, pul pul dağılıyordum sevdasıyla. Ayhan Hünalp’le balkonda bekliyordum yarin rüzgarla gelecek olan kokusunu Erciyes’in kar kokusu geliyordu tüm soğukluğuyla ve ürpertiyordu yüreğimi titretiyordu beynimi döndürüyordu gerçeğe yarin teri bulaşmış ellerimi koklamanın verdiği mutluluğu anımsatıyordu ılık ılık oluyordu yüreğim soğuğa inat ve bakıyordum ellerime boştu ellerim bir sigara yakmanın ve Erciyes’e doğru tellendirmenin sırasıydı şimdi yarin ter kokusuna inat .Daha bir derin çekiyordum dumanı ciğerlerime daha bir küfrediyordum Erciyes’e doğru sövüyordum İstanbul ‘a derken başlıyordum şiir okumaya
Herkes perdelerini çeker geceleri
Benim perdelerim
Benim pencerelerim yok ki


Diyordum.


Maviyi nişanlıyordum sonra tetik düşmüyor mavi ölmüyordu
Ben ölüyordum ben ,sen yaşarken ben ölüyordum sen yaşamak isterken ben ölümü özlüyordum hem de yaşamak istemezken delice. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken, yıllar birbirini kovalamayı bırakmış birbiriyle yarışırken Kayseri’den gönderiyordu beni kader sevdiğime mavi gözlü güzel sevgilime ve kavuşuyorduk artık İstanbul’umla sonunda çağırdı beni gel dedi gel mutlu olmayacaksın benimle ama gel. Olmayacağını, yürümeyeceğini, devam etmeyeceğini sonunun olmadığını bilsen de gidersin bazen sevdiğine sevgi gitmektir bazen, bazen kalmak, bazen de susmak sadece susmak ve seyreylemek olan biteni ve kabullenmektir olanları olacakları. İstanbul’uma da kavuşmuştum artık ama eksik olan bir şeyler vardı. Yârin ellerinin ter kokusu gibi kokan ama olamayan sanki hemen yanı başında ama yok.
..........................................................................................................................
..........................................................................................................................
Bu nokta noktalarda ne mi? Ben varım, hayatım var, anlamlarım ve anlamsızlıklarım var. Acılarım var mutluluklarım var, hüzünlerim var aşklarım var sevdiğim ve sevdiğimi zannettiklerim var, Melekler var şeytanlar var, nankörler var, dostlar var, kahpeler var kahpeleşenler var, yalanlar var riyalar var dürüstlük var, cesaret var, korkularım var, satanlar var satılanlar var, ettiğini çekecek olanlar var, çekeceklerim var, değer verdiklerim var pul kadar değeri olmayanlar var, çok şey var aslında çok şey var. Umarım kalemimin keskinliği zamanla beraber artar ve ben de cesaretimi toplayarak yazabilirim noktalı kısımları. Şimdilik siz ekleyin oralara benden, kendinizden, onlardan güzel veya kötü, komik veya ağlamaklı bir şeyler.
Ben seninle sevdim bu şehri derken. Yazıma bu şehirle ve seninle başlarken seni ve kendimi anlattığımı zannederken, bir de baktım ne sen varsın bu şehirde, ne de bu şehir. Yazımda yok ben de yokum.
Bir rüya olsaydın keşke…………Tabiri olmayan
                                                                                              Mehmet Ali KÜRÜN

13 Haziran 2010 Pazar

Mehmet Ali KÜRÜN AĞLAMAK

                                                 AĞLAMAK

Bir sen duy ,bir sen anla, bir sen gör istiyordum nasıl bir enkaz bıraktığını bu şehirde.Bir sen in istiyordum yüreğimin derinliklerine, yazıyordum ağlayarak ama bir farkla gözyaşlarım kağıda dökülüp dağıtmıyordu mürekkebi , dökülüyordu klavyenin tuşlarına .

Ben sen anla beni ,şimdi anla, bari anla ,ne olur anla diyerek yazarken ,senin dışında her can ulaşıyordu bana ,sen yine ulaşamıyordun ,sen yine okuyamıyordun beni, sen yine dünyanın peşinden, bitecek olanın izinden, bitmiş olanın sevgisinden güç alıyordun. Sevgi neydi senin için ,ne demekti güç ne demekti, karar almak ne demekti ,sen sen misin sen nesin ,sen kimsin,kiminlesin,kimin içinsin sen sana ait misin aslında var mı bir sahibin senin.Sahibini hatırla!!!
Aslında yoktun sen ama ben mi var etmiştim seni ve sen sen yok olmayı mı seçmiştin var olayım derken?
Ne cahildim dünyanın rengine kanmıştım ,ne hayale aldanıp boşa yanmıştım nede seni ilelebet benim sanmıştım ben bana ait değilken ,ama sen bir ‘ben’in peşinden var olmayı isterken delice yokluğa sürüklendin habersizce ,ben yandım yandım ben beklide buna yandım, ben sana yandım ,sen sana yanmadın sen canını yaktın suçu bana attın ve ben sevdiklerimle ağladım
Evet şimdi de sevdiklerimle ağlıyorum ben yazarken ağlıyorum onlar okurken ağlıyor bana ağlıyor sana ağlıyor, kendine ağlıyor ,Rabbine ağlıyor Rabbine verdiği söze ağlıyor ,sözünü tutamadığına ağlıyor onu unuttuğuna ağlıyor,Rahmetini ,sevgisini hak etmediğine ağlıyor,kulluk yapamadığına nankörlüğüne ağlıyor ama ağlıyor.Sen ne yapıyorsun bilmiyorum ama biz ağlıyoruz
Ağlamak Allaha ulaşmanın en kolay ve en güzel yollarından biri ,ağlamak yürek işi ,ağlamak merhamet ,ağlamak sevgi ,ağlamak vuslat ,ağlamak hasret, ağlamak adem ,ağlamak Havva, ağlamak Yusuf ile züleyha ,ağlamak zindan ,ağlamak kuyuda Yusuf ,ağlamak çölde mecnun , ağlamak bir olmak birlikte olmak,pişmanlık ağlamak, sevinç ağlamak, taş değil, kalp değil, yürek taşımak ağlamak ,Seyr-i Sülukta merhale ağlamak ,umut ağlamak var olmak ağlamak
Ağlamak dururken koş bakalım o halde gülmenin peşinden
Kim güle kim ağlaya
Bu yazım sana mı? Yok inan sana değil .Yeminle sana sana değil bu yazım,sana olmamalı zaten sen anlamazsın bu garip sözlerden sen bilemezsin yüreği ,biz yürek sen kalp taşıyorsun biz ağlamanın sen gülmenin peşindesin, biz cennetin sen dünyanın ,biz Kevser sularından kana kana içmenin sen kadehlerin verdiği dayanılmaz hafifliğin peşindesin.
Peki kime mi bu yazı
Üç beş tane Rabbini seven Rabbine verdiği sözleri unutmamaya çalışan ,dünyanın bir oyundan bir zindandan bir sınavdan başka bir şey olmadığını kavrayan ve anlayan nefsine biat etmemeye çalışan Allah var gam yok düsturu ile yaşamaya çalışan beni seven beraber ağladığımız beraber zehrimizi akıttığımız, kelimelerde sözlerde buluştuğumuz üç beş yürekli insana
Evet güzel yürekli can yoldaşlarım sizlere bu yazım inanın sizlere.
Ne mutlu ağlaya bilene ne mutlu seve bilene ne mutlu sevmeyi bilene ve ne mutlu bunları bize bildiren sevginin aşkın kaynağı Rabbini bilene

                                                                                           Mehmet Ali KÜRÜN

11 Haziran 2010 Cuma

Adnan AKTEPE Neyin Vardı Hain Dünya?

Neyin vardı hain dünya?


Garip kaldı bedenim,
Heyecanını yitirdi artık kalbim,
Bencil beynim,
Yalnız ruhum...
Kederin derin bir acı,
Keyfin anlamsız üç beş dakika...
Neyin kaldı hain dünya,
Neyin vardı hain dünya???

                                      Adnan AKTEPE

Sen varsın güzel kardeşim senin gibi  dürüst senin gibi adam gibi bir adam var seni tanımak var senin gibi gençlerle umutlanmak var,Allaha hamd etmek var dualarla birlikte olmak var.Yaz sevgili öğrencim yaz benim içinde yaz kader arkadaşım akıt zehrini akıt zehrimizi zalimin üstüne üstüne.Sen yaz sayın hocam.Yürektesin
Bilki bu şiirine bende bir düz yazı ile cevap vereceğim
                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

http://siirler-im.blogspot.com/    Adnan AKTEPE'nin diğer güzel şiirlerini bu siteden takip edebilirsiz sevgili dostlar
                                      

9 Haziran 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN.Dua mı Etmeli Sana Beddua mı?

DUA MI ETMELİ SANA BEDDUA MI?


Müminin silahı duadır.

Dua etmek isterdim sana ,ettim de aylarca ve hatta yıllarca.Olmadı. Yalvardım,ağladım ,yüreğimi yaktım ,gözyaşımla söndürmeye çalıştım oda yanaklarımı yaktı yangınımı dışarı vurdu,secdelere kapandım hıçkırdım hıçkırdım duy sesimi dedim ey kimsesizler kimsesi duy sesimi.Olmadı

Evet dua ettim sana olmadı .Beceremedim dua etmeyi yada istemeyi beceremedim.Hak etmedim

Dualarım sınırlı kaldı çoğaltamadım .

Artık beddua etmek istiyorum sana dualarımı duymadın ,kulak vermedin yalvarışlarıma ,sevmenin ne demek olduğunu bilemedin,sevmeyi bilemedin dua nedir bilemedin,Yaradan’ı bilemedin hesap günü var bilemedin,cennet var bilemedin,cehennem var bilemedin ,Allahın sevgisinden mahrum kalmak var bilemedin.Sen bildireni de bilemedin.

Artık beddua vaktidir. Dualarım ne kadar sınırlı ise bil ki beddualarım o kadar geniş neden mi?Yüreğim yanmıyor artık yangını geçti külleri kaldı geriye

Senin de yansın yüreğin, sende yan seninde gözyaşların yaksın yanağını, sarılacak bir dalın olmasın,geçmişin bırakmasın peşini pişmanlıkların penceren , keşkelerin perden ,yarınların zehir olsun.Her gün ışığı ile acıların tekrar doğsun, ay ışığı seni yalnızlığında boğsun……

Tövbe Rabbim tövbe ,evet dua etmekten kolay beddua etmek yüreğin yangını dile de vuruyor anlaşılan.Bu yangınla dua etmeyi de nasip eyle bu aciz kuluna.Şeytani bir haslet beddua ondan olsa gerek çok söz geliyor dilin ucuna.Öyle beddualar edebilirim ki daha sana ben bile acırım sonra sana .Ama bilirim şunu da her beddua sonrası açılır cehennemden bir kapı daha yoluma. Dünyamı yıktın ama ahretimi yıktırmam inan sana

Sen ıslah eyle rabbim sen doğru yola eriştir.Sana edebileceğim tek dua bu küller arasından bulup çıkarabildiğim.Hayır beddua etmem edemem sana

Kendime olan duama gelince

Ey alemlerin Rabbi!Acizim ,kanlar içinde karada gemi yürütmüşüm

Elimden tutup feryadıma yetiş, ne zamandan beri pişmanlığımdan dolayı elim sinek gibi başımın üstünde.

Ey günahları bağışlayan ve özür dilemeyi öğreten Allah’ım !Yüz defa yandım, yanmamı istemenin sebebi nedir?

Sana karşı mahcubiyetimden kanım coştu,çok namertlik yaptım sen bunları ört.

Bilmeden hata ettiğim için beni bağışla,dertli gönlüm ve canım için beni affet

Eğer gözlerim aşikar ağlamıyorsa ,canım senin şevkinden zari zari ağlamada

Dalgalı denizin ortasında kalakalmışım,perdenin içine girmeyip dışarıda kalmışım

Kulunu mahrem olmayan bu denizin içinden çıkar,sen beni içine attın sen çıkar

Nefsim beni baştan aşağı hükmüne aldı ,eğer elimi tutmazsan vay halime

Canım beyhude boş işlerle kirlendi,benim artık kirliliğe dayanacak takatim kalmadı

Ya beni bu kirlilikten arındır yada kanımı akıtıp toprağa göm

Yaratılanlar senden korkuyorlar ben ise kendimden korkuyorum,çünkü Senden iyilik kendimden kötülük gördüm

Toprak üzerinde yürüyen bir ölüyüm ben.Ey can bağışlayan Allah’ım!canımı zinde kıl.

Amin

Etmiş olduğum dua Feridüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr adlı kitabından alıntıdır

Ben konuşmasını bilmediği gibi dua etmesini de bilmem Lili .

Ben sadece ağlarım ve yazarım

Sen de ağla Lili
                                                                                  Mehmet Ali KÜRÜN

25 Mayıs 2010 Salı

Bülent Akyürek Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar

                       
Konumuz kadın olunca sevgi yada günümüzün içi boşaltılmış yüce kelimesi olan aşk ile başlayalım istedim. Aşk değil mi? Erkeğin yalnızlıktan kurtulmak için yürüdüğü yolda yapayalnızlığıdır aslında. Kadının istediklerini karşılamak için kan ter içinde koşturup baş kaldıran organını susturma gayesi ile çırpınırken bulduğu şeytani hiledir" diyor Bülent Akyürek yada " aşk başka bir vücutta kendini sevmektir" biz kendimizi sevelim ki önce ,aşık olabilelim bir başkasına

aşık olduk ilişkimiz nasıl ilerliyor. Ahmet abiye soralım mı? birde evet başka bir vücutta kendimizi sevince onda ortak noktalar arama ihtiyacı hissediyoruz sonra yada kendimizden ödün vererek ortaklaşmak istiyoruz vee devam ediyor Bülent Akyürek diyor ki; Bülent "senin iyi bir adam olman kadının kötülüğünden kaynaklanıyordur ayrıca " cennetin biricik anahtarı bu dünyada kadınların şerrinden kurtulmaksa cennetin kadınlarla dolu olmasını ikinci bir sınav olarak mı algılamak gerek " kadınlar şer mi şeytan mı bunlar kitapta gizli arkadaşlar.Sivri dilli, asi,manyakça yürekli ,ciddi ciddi okurken kitabı kahkahayı patlattıran ve herkesin size bakmasını sağlayan onun yazmadaki rahatlığının okuyana da sirayet etmesi ile amaaan baksınlar gülcem valla (gülücük)dedirttiği sevgili abimiz Bülent Akyürek daha neler demiyor ki arkadaşlar sevgili kadınlara . Şu iki cümle ile bitirmek istiyorum "kadını var edende hiçleyende erkek gözleridir" ve " aşkını bir erkeğe veremeyen bir kadın herkesin o…….u olma yolunda adım adım ilerliyordur"



                                                                                                              Ünal GİRGİN

20 Mayıs 2010 Perşembe

Neden Mutlu Olamıyoruz?

Bundan on sene önce hayata dair neydi hayalleriniz?


Unutmuşsanız hadi beş sene önceyi hatırlayın.

Nasıldı hayalleriniz beş sene önce..?

Neler vardı o hayalinizin içinde ya da kimler?

Neler yapacak, nerelerde olacaktınız, kimlerle..?

Siz de mi hayallerinizi yıktıkları kanaatindesiniz; kendi sorumluluk ve bu duruma sebebiyet veren duruşunuzu hiçe sayarak..?

Hep kötülük elden, her iyilik ve lütuf senden miydi yani?

Peki nelerdi hayalleriniz;

Bir ömür sevdiğinizle beraber olmak…

Evlenmek yuva kurmak, okulu bitirmek, kiradan kurtulup ev sahibi olmak...

Sonra araba almak, çoluk çocuğa karışmak varsa evlendirmek…

Askere gidip gelip iş kurmak, işe girmek…

Belki de zayıflamak, yurt dışına çıkmak, terfi almak vs vs vs.

“Başımızı sokacak bir evimiz olsun da” diye başlıyor en masum isteklerimiz, sonra


“Ayaklarımızı yerden kesecek bir arabaya sahip olmak” diyerek devam ediyor…

Hatta çok idealist ve kendi hayatını kendi elinde zannedenler, beş yıllık kalkınma planı gibi beş yıllık kariyer planını çiziyor…

“Sonunu düşünen kahraman olamaz” sloganını cebimde tutarak yürüyorum şimdi…

Gecekondu ya da diğer adıyla müstakil evde oturanların çoğunun hayalidir bir apartman dairesine çıkmak…

Apartman dairesine çıktıktan bir müddet sonra da -belki de eskiye hasretten- biraz para bulup müstakil bahçeli bir eve çıkmak, kedi köpek beslemek daldan elma koparmak, domates yetiştirmek…

Müstakil ev ile villa arasındaki tek fark gösterişten ibaretken, hangisinde daha mutluyuz peki?

Hayal kurarken mi, hayalleri gerçekleştirirken mi?

Nişanlıyken mi daha mutluyuz üç beş senelik evliyken mi?

İşe girerken mi mutluyuz yoksa işin içindeyken mi?

Evet ‘ayağımızı yerden kesen bir araba olsun yeter’ deriz, ayağımız yerden kesildiği andan itibaren sıfır araba alma hayali, sonra da en büyüğünden bir tane…

Peki hangisinden daha haz aldık?

İlk arabadan mı sıfırından mı?

Aman “maaşlı sigortalı” bir iş olsun da ne olursa olsun diyerek çıktığımız hayat yolunda işi bulduğumuzun senesinde o maaşı biraz da küçümseyerek “karın tokluğuna yaşıyor hatta yaşamıyor sürünüyoruz” demedik mi?

Çiğ süt emmekle alakası var mı bilmem ama kanaatkâr olamamamızı ne ile ifade edebiliriz ki! Hep daha iyisini bulduğumuzda daha da iyisinin olacağı kaçınılmazken üstelik …

Kanaatkâr değiliz, çünkü insanız ve gözümüzü bir avuç toprak doyuruncaya kadar da açız maddi-manevi…

Hayallerimizin gerçekleşenini unuttuk bile;

Gerçekleştiremedikleriniz ise hep içimizde bir ukde…

Nasıl diyordu Behçet Necatigil;

Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz…
Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz…
Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya
Yağmur isteriz…
Sudan uzakta susuz
Suyun içerisinde huzursuzuz,
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.


                                                                                            Bedirhan Gökçe

4 Mayıs 2010 Salı

Benden Anlamadın Şiirden Anla-Can Yücel

Benden anlamadın şiirden anla

Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi?
Sevdim, ya sen beni?
???????????????????
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Can Yücel Evet Sevgili

                                 EVET SEVGİLİ....
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler...
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile
En güzel yerde başlatılsaydı eğer...
Utanılacak bir şey değildir ağlamak
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
Çalınan birinin kalbiyse eğer...
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
Öylesine delice bakmasalardı eğer...
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
Meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
Her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından
Dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
İnanmak mümkün olmazdı
her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de
Kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahiller
Kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım....
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da...
Ya canım ellerini tutmak isterse !!!
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!

24 Nisan 2010 Cumartesi

İnsan Özünde İyi(mi)dir? Mehmet Ali KÜRÜN

İnsan özünde iyi(mi)dir.                                                                        


Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne

Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.

İnsan özünde kötünün ta kendisidir

Kötü az bile kalır insanın yanında

Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın

Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.

Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,

Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.

Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum

Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?

Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar

İnsan özünde iyimidir?????????????



(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )

İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.

                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

22 Nisan 2010 Perşembe

Sezai Karakoç Mona Roza



        MONA ROZA


Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller



Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar



Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...



Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi



Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar



Ellerin, ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin, ellerin ve parmakların



Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona



Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları



Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni



Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım uymaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza



Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı



Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak



Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten



Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

                                                Sezai KARAKOÇ

8 Mart 2010 Pazartesi

AĞA CAMİİ NAZIM HİKMET

                  AĞA CAMİİ
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce                                         
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

                                                       Nazım Hikmet


Nazım'ın yoksaydığı benimse en sevdiğim şiiri dir Ağa Camii.Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.Yasin süresinin şu ayetlleri geldi aklıma bu dizelerle.
Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da görmezler.

Onları uyarsan da uyarmasan da farketmez, inanmazlar.
Rabbim bizi bu duruma düşmekten korusun
Defalarca okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir şiir.

                                                                             Mehmet Ali KÜRÜN

22 Şubat 2010 Pazartesi

LİLİ YAR SEZAİ KARAKOÇ


LİLİYAR


Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris´nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

Ben konuşmasını bilmem Lili
                                                                 SEZAİ KARAKOÇ

EVET BEN KONUŞMASINI BİLMEM 'LİLİ YAR' BEN SUSMASINI VE AĞLAMASINI BİLİRİM İÇİN İÇİN VE AH ETMESİNİ.YAZARIM AYRICA ARA SIRA VE OKURUM DELİCESİNE ANLAMAK İÇİN DÜNYAYI VE LİLİYİ.


                                                                                    MEHMET ALİ KÜRÜN

18 Şubat 2010 Perşembe

ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK

AYNADAKİ HALİME
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum,bugün seni pek ölgün gördüm                                                 
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neşeni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.

                          Necip Fazıl Kısakürek

15 Şubat 2010 Pazartesi

MEŞA SELİMOVİÇ DERVİŞ VE ÖLÜM


Benim bulacağım dil, ne daha iyi, ne daha geniş ifade imkanlarına sahip, ne de daha zengin ve zarif olacaktı.Ben elime ve gönlüme öyle uygun bir dil bulmalıydım ki o,içimde kopan fırtınaları ifade edebilecek kapasitede olsun.Ne aradığımı tam olarak bilemiyordum, yalnız nasıl bir dil olması gerektiğini seziyordum .Bulduğum zaman ne aradığımı tam olarak bilecektim, diyor Meşa Selimoviç Derviş ve Ölümün önsüzünde ve devam ediyor


Şimdi ben neyim? Ödlek bir kardeş mi, yoksa inançsız bir derviş miyim? İnsanlara olan sevgimi mi yitirdim , yoksa inancım mı zayıfladı?İnsan şeklini mi, inancını mı ,yoksa ikisini birden mi yitirdim ben?

Ve bu sorgularla kilitliyor beni Derviş ve Ölüme.

Kardeşini kaybettikten sonra yaşamış olduğu iç çelişki ve karmaşıklığı bir nebze olsun anlatabilmek için kaleme alınan bir yaşam öyküsü.Bazen cümlelerin çok uzadığını gereksiz ayrıntılara girildiğini düşündürse de bir bütün olarak değerlendirildiğinde okunması gereken bir kitap olarak bakabiliriz

Evet Derviş ve Ölümde Meşa Selimoviç’in ilgi çekici sözcükleri ve yine üzerinde düşünülmesi gereken felsefi cümleleri var.Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yaşım kırk.İnsan ömrünün en kötü çağı bu.Arzulayabilmek için henüz genç,arzuladıklarımızı gerçekleştirebilmek için ise yaşlanmış sayılırız.

Otuz yaş gençliği hiçbir şeyden hatta kendinden bile korkmayan bir gençliktir.

İnsan demek değişim demektir.Kötülük belirdiğinde ,vicdanın sesini dinlemez olur..


(Bu söz üzerine yazmış olduğum bir yazıyı en kısa zamanda sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili kitap dostları)

İnsan hiçbir vakit emin olduğunu ve geçmiş olan bir şeyin öldüğünü düşünmemelidir.*

Hiçbir şey söylenmiş olmasa bile kadınlar ,kendilerine aşık olanları anlarlar.

Doğumda ebe ne kadar gerekliyse karar verirken de bir dostun yakınlığı o kadar gereklidir

Ve beklide kitabın beni en etkileyen ve üzerinde düşündüren cümlelerini paylaşmak istiyorum


İnsan ağaç değildir.İnsanın mutsuzluğu bağlılıktır.Bağlılık insanın cesaretini yok eder, kendine güvenini azaltır.Bir yere bağlanmakla insan ,uygun olmayanlar dahil ,bütün şartları kabul etmiş ve kendisini bekleyen belirsizlikle kendi kendini korkutmuş olur.Değişiklik ona terk etmek elde ettiklerini yitirmek gibi görünür .İşgal ettiği yerlere gelip başkasının yerleşeceğini kendisinin de her şeye yeniden başlamak zorunda kalacağını sanır.Aynı yerde kaldıkça ya katlanır,ya saldırır.


AMA NEREYE NASIL GİDEBİLİR İNSAN .


EVET BENDE ŞİMDİ SİZLERE SORUYORUM NEREYE NASIL GİDEBİLİR İNSAN..

                                                                                      Mehmet Ali KÜRÜN

11 Şubat 2010 Perşembe

ESRA ELÖNÜ-GUZEL BİR YAZI


                           Seni cihadla aldım chat'le boşuyorum mücahidem

Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar!
                                                                                                  Rumuz: Yeşil puding.
_ ilk chatleşmemizi hatırlıyor musun rumuz ebabil tüyü.
_ Hatırlıyorum rumuz kurşunsuz yürek
_ Klavyemin tuşları Allah’ı zikrediyordu ve ben aşka geliyordum.
_ Hatırlamaz mıyım fazla yüklenmeden bilgisayar çökmüştü.
Feride, yeşil puding kıvamına gelmiş adamların chatte ihlaslı fıstık arayışına ve bu arayışı cihat adı altında yeşillendirerek aşk harbine dönüştürmelerine başına da italik Arapçayla “İslami”sini kondurmalarına şaşırıyordu.
Bu kimliksiz romantizmin çamurunu tebliğ standartlarına eriştirmiş yürek insanlarının(!) üçüncü sınıf çiğ arabesk rumuzlarla aşkın damarına intikal edişlerine tav olup av olmadıklarını zanneden saf kızlara bakıyordu feride.
İslama erişim hizmeti için 1’i değil birini tuşlayın edebiyatını üstlenecek çok yağız evli sazanlar olacağı için, açıkta kalacak nice kadrolu ihanete uğrayan kadınların ölen onurlarını da mahallenin imamına yıkatır bu sanal cenazeyi kaldırırsınız.
Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar! Dünya ahiret bacımsın rumuzunun altında yatan, sanal aşk teneffüsü, saf kızlar tarafından din dersi zili olarak algılansa da bu sitelerin içine din cilası çekmek İslami değer yargılarının boynunu vurmak demektir.
Anlayacağınız zinayı engellemek için tarafların cinsiyetlerini örtmek daha vurgulu bir komediye dönüşür ki bu durumda yine iki tarafın kalp gözlerinin açık olması gerekir, metafizik palazlanma sırasında nice sakatlıklar çıkabilir sanal alemin Ayşe’si gerçek alemin Ali’si olabilir ihtimalini de gözünüze sokmak gerekir ki o kadarına karışmak ta bu çok özel birlikteliğe(!) beni maydanoz kılar, benim ki ormanda kaybolmanızı engellemek adına küçük yeşil vurgu olmaktan öteye geçmez diyordu feride!
Yani “izdivacınızın sanalına talibim” modunun sonuçlarına katlanacaksanız işte site işte rumuz! Yok efendim biz dini literatürü bilmek istiyoruz deyip saf damgayı alnınızın ortasına yiyecekseniz, “ mücahitlik oturum açmakla olur” diye bağıran adamların ihlas pıtırcığıyız diyecekseniz islama bir şey olmaz reseti siz yersiniz.
                                                                                                                       Esra ELÖNÜ

3 Şubat 2010 Çarşamba

William Shakespeare sonelerden bir sone benden size

23. SONE

Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse

Sahnede korkusundan donakalmış dururken

Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse

Zayıflarsa yüreği gücünden kudurken,

Benim de bu korkuyla guvensizlikten işte

Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,

Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de

Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.

Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,

Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,

Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;

Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.


Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,

Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Katre-i Matem İskender Pala


                                                             KATRE-İ MATEM


Kitaplara göre bir sır olmalıydı aşk asla paylaşılmayan bir sır. Leyla’nın ölüm haberini alan Mecnun yolunu şaşırmış, oradan oraya koşup giderken “ Leyla öldü deyiverdi “ Mecnun bu kara haber üzerine durdu ve ellerini açıp şükür etti

“Hamdolsun Allahıma”

Bu sefer adam çok öfkelenip bağırdı aklı ve hayatı darmadağın olmuş zavallı hem onun için yanar hem de neden böyle söylersin.

Ben o ay yüzlüden bir fayda edemedim bari başkaları da edemesin.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Vakti ile Selçuklu sultanları döneminde Yunus adında bir derviş yaşarmış dervişleri bilirsin hani bir mürşid gözetiminde olgunlaşma çabası güden adamlardır. Kibirsiz , garezsiz ihtirassız kendi iç dünyalarını zenginleştirmek üzere dünya nimetlerinden uzaklaşırlar. Zengin iken fakir gibi sultan iken kul gibi yaşamayı tercih ederler. İşte bu Yunus kendi mürşidi tapduk Emre’nin kapısına kırk yıl kuru odun taşımış. Hiçbir gün eğri odun getirmemiş tekkeye çünkü o eşikten içeriye girecek şey – odun bile- olsa eğri olsun istemezmiş. Kırk yıl boyunca hiçbir dal koparmadan hiçbir ağaç kesmeden kuru odunlar toplamış dağlardan kalem kadar düzgün kuru odunlar. Yunusun piri , dervişlerine, “ haydi gidin kırklardan çiçek toplayıp getirin demiş” bütün dervişler koşmuşlar çiçek toplamaya papatyalardan, nergislerden, çiğdemlerden, sümbüllerden demet demet ıtır derlemişler. Tomar tomar renk devşirmişler. Herkes en güzel çiçekleri ben toplayayım da mürşidin gözüne gireyim istermiş gün inerken yunus eli boş dönmüş tekkeye dervişler alay etmişler onunla çiçek bulamayan zavallı sünepe bir derviş demişler. Oysa şeyhi sorunca şöyle cevaplamış yunus “ efendim hangi çiçeği koparmak için el uzattıysam çiçeği Allah’ı zikrederken buldum ve hiçbir çiçeği koparamadım.

Diyor kahramanlarımızdan birisi ve ekliyor “işte bu yüzden bizde çiçekler fazla koparılmaz bu yüzden saksı adetimizde vardır da vazo adetimiz yoktur bizim”

Katre-i matem sürükleyici gerçekten başlandığı gibi bitirilmesi gereken mükemmel bir kitap .Yukarda kitapta geçen güzel kısımlardan ikisini aldım kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Ayrıca kitabı okurken Muhayyelat, Amak-ı Hayal ve güvercin gerdanlığı isimli kitapları okurken aldığım keyfi hissettim .

Bir sır olmalıydı Aşk!

                                                                                                      Mehmet Ali KÜRÜN

28 Ocak 2010 Perşembe

Mehmet Ali KÜRÜN İstanbul'a usul usul kar yağıyordu,yağmur beklerken

İSTANBUL’A USUL USUL KAR YAĞIYORDU, YAĞMUR BEKLERKEN


Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi istedim ;diyor yüce yaradan. Bu sözü düşünürken gecenin dört buçuğunda benimde aklıma geldi, ben gizli bir viraneydim bilinmeyi istedim, diye geçti aklımdan. Paylaşma ihtiyacı hüznü, sevinci, mutluluğu, acıyı, kederi, hayalleri. Peki neden paylaşma ihtiyacı duyar insan, acizdir çünkü zayıftır, yalnızdır evet yalnız gelmiştir dünyaya adem’de yalnız gelmemiş miydi dünyaya ve hediye olarak Havva verilmemiş miydi yalnızlığına. Debelenip dururken yatakta çıldırasıya uyumak isterken, düşünceler sarmıştı kafatasımı, kalbime ağır bir taş koymuşlarda mengeneye almışlardı sanki şekil vermek istercesine, dışarıda hafiften kar yağmaya devam ediyordu halbuki hafif yağmurlu diyordu meteoroloji tutturamamıştı yine eee Yaradan’ın işine karışılmaz. O kar derse kar yağmur derse yağmur peki ben ne kadar tutturabildim hayatımdaki olmasını istediklerimi yada sen .Evet sen sen arkadaş sen kaç kere sorabildin bu soruyu kendine çok defa değil mi.Tanıyor musun kendini.Viraneliğini paylaşmak istedin mi yada bir kale gibi sağlamlığını, yoksa Alamut kalesi gibi ulaşılmaz ,korunaklı ve sisli misin tanınmayı istemeyerek.Alamut gibi bir kalede olsan yahut yıkık virane, bilinmeyi isteyebilir misin her şeyinle .Evet ben bu gece gecenin bu karlı dört buçuğunda ben bir virane miyim yoksa Alamut Kalesi mi ,yoksa bir fedaimi yada aciz bir kul mu soruları içerisinde debelenip dururken yatağımda .Sen ne yapmaktasın gecelerde, hangi yalnızlığa kanat çırpmakta hangi faydasız iş peşindesin.Zaman denen o sınırlı ‘şey’ i nasıl kullanmaktasın .Arapçada ‘şey’ bilinmezler için kullanılırmış ve batıya xay şeklinde geçmiş ve zamanla x olarak kullanılmaya başlanmış ve denklemlerdeki bilinmeyen x olmuş zamanla.Evet neden mi bu bilgiyi verdim çünkü zaman koca bir X yani şey ne geçmiş ne gelecek hepsi X.Bilinmeyenlerin içinde sürüklenip giderken sen uyuya dur sorgulama, sorma görevlerini hatırlama ve hatta Yaradan’a verdiğin sözü de unut Kâlû Belâda.Kitap okumayı boş zaman işi olarak gör face’te kaç arkadaşın olmuş onunla ilgilen .Evet ben bir viraneyim ama elbet bir gün bir Anka kuşu gibi kendimi küllerimden onarabilirim, kendimi küllerimden yaratamasam da.Peki sen nesin sen kimsin hadi lütfen sor bu soruyu kendine cevap ver kendine sonrada ne yap biliyor musun ben buyum diye kendini tanıttığın kişileri ara ve özür dile aslında ben buydum ama seni kandırdım de .Yada dur sen önce kendinden özür dile kendini kandırdığın için ondan sonra nemi yap kendin ol lütfen kendin ol ve hiçbir günün muhasebesini yapmadan yumma gözlerini günlük ölümüne .Elbet gelecek gerçek ölüm ve dayanacak kapına ÖLMEK ne büyük rahmet değil mi.Ne diyor Üstad Necip Fazıl :

Ölüm güzel şeydir, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber

Evet ölüm var ve biz bu haldeyiz ya ölüm olmasaydı ne olurdu halimiz bir düşünsenize .Karların hafif hafif düşüşüyle beynimden yüreğime oradan da dizelere dökülen bu cümleleri paylaşmak istedim sizlerle siz karar verin bir virane miyim yada Alamut gibi bir kalemi.Yılmaz Erdoğan’ın bir şiiri geldi aklıma Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu ve belirli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.Ne güzel bir ifade değil mi şair olmak böyle bir şey.Bende bir mesajla son vereyim sözlerime

İstanbul’a usul usul kar yağıyordu meteoroloji uzmanlarının yağmur yağacak demesine rağmen .Ve günün muhasebesini yapmadan uyumayın diyordu Mehmet Ali :

Sevgiyle kalın ve kitap okuyanlara yeter kafayı yiyeceksin demeyin lütfen kitap okumayla kafayı yiyen görmedim ama okumayarak yiyen gördüm. Mesaj iki oldu ama olsun  hoşgörün saat sabahın beşi
                                                                                         

                                                                                          Mehmet Ali KÜRÜN



20 Ocak 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN AYNADAKİ SEN


Şu hayatta tek başına inzivada kalarak,sadece kendi sesinin yankısını duyarak,Hakikati kaşfedemezsin.Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.


Elif şafak aşk adlı kitabında Şems Tebrizi’nin kurallarından bahsediyor ve yedinci kuralın yukarda giriş yaptığım kural olduğunu söylüyor.Aslında amacım kitabı değerlendirmek değil,değerlendirmeyi yada sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir kitapta değil sadece ve sadece okurken fark ettim ,bu kuralın bende yarattığı etkiyi.Kalakaldım öylece cümlelerin üzerinde beni bu kelimelere mıh gibi çakan neydi. Enaniyet mi?Güç mü?Yalnız olduğumu düşünmem mi?Etrafımdaki insanların içinde bulundukları durumla uyuşamamam mı? Daha çoğaltabileceğim bunca soru geçti beynimden ,kısa bir düşünce fırtınası ve her fırtına sonrası olduğu gibi hafif bir dinginlik. Sonrası kağıt kaleme sarılış .Bir farkla bu sefer paylaşma ihtiyacı ‘kural gereği’ Şems’in kuralı gereği tabi aynada kendini görme ihtiyacı ama kiminle ve nerde?Tekrar aynı sorular. Aslında zamanımız ve içinde aynı havayı tenefüs ettiğimiz insaları düşündğümde yalnızlığın daha çok şey kattığını düşünüyorum.Ayna bulmakta zorlanış da diyebiliriz buna .Evet evet aslında aynalar çok etrafta fakat hani şu lunaparklarda olur ya bedeninizi olduğundan büyük veya küçük gösteren yada daha muntazam çoğu zaman bu aynaların içindeyizdir aslında ve bir türlü kendimizi göremeyiz .Gören sensin ama gördüğün sen değil .Aslında o kadar çok şey anlatmak ,paylaşmak istiyorum ki ama ya yanlış yere bakıyorsam ,ya baktığım ayna bende başka vehimlere yol açarsa.Risk almalı değimli insan? Bilgisayar oyunlarının fır döndüğü,msn aşklarının popüler olduğu ,aşk-ı memnuların memnu olması gerektiği şu zamanda sen kalkmış neden bahsediyorsun a dost derse biriniz bana .

Ayna ayna söyle bana benden yalnız var mı şu dünyada.

Evet ayna ayna benden güçlü var mı şu dünyada

Aslında boş ver ayna benden başka aşık var mı sen ondan haber ver

                                                                                    Mehmet Ali KÜRÜN

17 Ocak 2010 Pazar

SEMERKANT Amin Maalouf


Kitaplarda bir efsane dolaşır.İçinde bulunduğumuz bin yılın başına her biri dünyaya kendince damga vurmuş üç İranlı arkadaştan söz eder bu efsane: Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabah.

Evet kitap dostları fırtına gibi başlayan fakat zamanla yerini bir esintiye bırakan bir kitap SEMERKANT.İlk aşamada uyandırdığı ilgi ve sürükleyicilik kitabın sonlarına doğru pek kalmıyor,beklide ilk bölümlerin verdiği heyecandan dolayı diğer bölüme haksızlık ediyor olabilirim ama kesinlikle ve dürüstçe şunu belirtmeliyim ki keyifli ,heyecan verici güzel okunası bir kitap.Kitapta ilgimi çeken bölümlerden aşağıya sunmak istedim belki ilginizi çeker ve sizleri bu kitabı okumaya sürükler ne dersiniz.

Her gün biri çıkar ,başlar,benim ben demeye,

Altınları, gümüşleriyle övünmeye.

Tam işleri dilediği düzene girer,

Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben diye
 
                                               Hayyam

Bir ilişkinin başlangıç dönemlerinde hassas sorunlardan kaçılır genellikle,bin bir itinayla henüz kurulan o kırılgan yapının yıkılacağından korkulur,ama bana sorarsan seninle bu kadın arasında derin,temelden bir fark var.Hayata bakışınız aynı değil.(ne güzel bir özetleme değimli ve gerçek her çağda gerçek)

Sevgilinin yanında yapayalnızdın Hayyam!

Şimdi sığınabilirsin ona ,artık gitti madem.


Hayam için yaşam çok farklıydı,ilmin zevkine ve zevkinde ilmine varmaktı.


Bir işin başarılı olması için ,kadınların dediğinin aksi yapınız. :) ben demiyorum Nizamülmülk diyor :)


Bizde erkekler savaşır ama onlara kiminle savaşacaklarını kadınlar söyler.Bunu kim mi?söylüyor .Okuyun kitabı öğrenin :)

Hiçbir sultan benim kadar mutlu hiçbir dilenci benim kadar mutsuz değil

                                                                                               Hayyam

Bu güzel ifadelerden çok daha güzellerini bulacağınıza emin olabilirsiniz.

Nişaburda başlayan Tıtanıc’in batışıyla biten bir serüven

14 Ocak 2010 Perşembe

Bilgin Bilgen Dostuma bir Şiir


SEVGİLİ KARDEŞİM ZAMAN AYIRIP BLOĞUMUZLA İLGİLENDİĞİN İÇİN TEŞEKKÜREDİYORUM.SAYENDE DOSTLARIMIZA GÖRSEL AÇIDANDA HİTAP ETMEYE ÇALIŞIYORUZ.
EMEĞİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.
BU ŞİİRDE BENDEN CAN DOSTLARIM CEVDET AKARKEN VE BİLGİN BİLGEN'E  ARMAĞAN OLSUN DOST

DOSTLUK


Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.

O gider, bu gider, şu gider,
 sen yanı başımızda kalırsın
                                 NAZIM HİKMET

13 Ocak 2010 Çarşamba

Mevlana Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme





Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme


Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme


Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

12 Ocak 2010 Salı

BAB-I ESRAR AHMET ÜMİT


SEVGİLİ KİTAP DOSTLARI UZUN ZAMANDAN BERİ SİZLERLE PAYLAŞMAYI DÜŞÜNDÜĞÜM BİR KİTAP PEKİ PAYLAŞIMIMI GECİKTİREN NEYDİ DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ.NE Mİ?SEVGİLİ KİTAP DOSTLARI GARİP BİR ÖN YARGI BU KİTABI OKUMAKTAN KAÇINDIM? NEDENMİ MEVLANA VE ŞEMSİ ANLATAN BİR KİTAP OLARAK DÜŞÜNDÜM SADECE .ELİF ŞAFAK'IN AŞK ADLI KİTABI İLE BU KONUN POPÜLER BİR HALE GETİRİLMESİ BENİ RAHATSI ETTİ.BELKİDE ŞEMS TEBRİZİNİN MAKALAT ADLI ESERİNİ OKUMUŞ OLMAM PINAR DURURKEN NEDEN KAYNAKLARDAN SU İÇEYİM DÜŞÜNCESİNİ OLUŞTURDU.SAİDE KUDS'UN KİMYA HATUN ADLI KİTABINIDA OKUMAMIN BENİ BU DÜŞÜNCEYE İTMESİNDE ELBETTE ETKİSİ VAR.EN KISA ZAMANDA ZİKRETTİĞİM KİTAPLARIDA SİZLERLE PAYLAŞACAĞIM.EMİNİM SİZLERE İLGİNÇ GELEN BİŞEY OLDU EVET ÖN YARGILI OLDUĞUM BİR KİTABI PINARIN MERKEZİ OLARAK GÖRDÜĞÜM KİTAPLARDAN DAHA ÖNCE PAYLAŞIYOR OLMAM. HAKLISINIZ AMA BAB-I ESRAR'I OKUDUĞUNUZDA BANA HAK VERECEKSİNİZ SİZİ İÇİNE ALIP GÖTÜREN SÜRÜKLEYEN BİR KİTAP .EVET ÖN YARGILAR NE ÇOK ŞEYİ KAYBETTİREBİLİR İNSANA. EVET BEN YORUMLARIMI DAHA FAZLA UZATMADAN KİTAPTAN KISA KISA BÖLÜMLER AKTARAYIM SİZE BELKİ İLGİNİZİ ÇEKER.

TANRI MERHAMETTENDE,ŞEFKATTENDE DAHA BÜYÜKTÜR.TABİ, ŞİDDET VE CEZADAN DA.ON DA HEPSİ VARDIR, ONDA HEPSİ BİRDİR.BİR OLMAK DEMEK ÇOK OLANI BİR GÖRÜNÜMDE TOPLAMAK DEMEKTİR.

HAKİKATİ ÖĞRENMEN İÇİN SÖZE DEĞİL,YAŞAMAYA İHTİYAÇ VARDIR

ŞEYH İNANAN DEĞİL İNANDIRANDIR,ŞEYH ANLATAN DEĞİL,GÖSTERENDİR,ÖĞRETEN DEĞİL,PERDEYİ KALDIRANDIR.

AŞK HERŞEYİNİ ONA ADAMAK DEMEKTİ.AŞK YAŞARKEN ÖLMEK DEMEKTİ

11 Ocak 2010 Pazartesi

Sen- Nazim Hikmet


En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğimebediyeteben o günleri..
Sana gelince,
sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satanbir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahatiçin...
En güzel günleriminüç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..

Hakkım Haram Bahtım Açık olsun Adnan Aktepe


Hakkım haram, bahtım açık olsun...
Dört duvarın gözlerini kandıramazsın,
Çelik duvarlar ördün yıkamazsın,
Sokaklar ağlıyor susturamazsın,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...

Gözlerin kapanınca rahat uyuyamazsın,
Yalanını O'na anlatamazsın,
Bir daha yemin edemezsin,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...

Maşuğu bulsan aşığı bulamazsın,
Aşığı bulsan maşuğu bulamazsın,
Bir sevda masalında hayal olamazsın,
Hakkım haram, bahtım açıkolsun...

Kandıramazsın,
Yıkamazsın,
Susturamazsın,
Uyuyamazsın,
Anlatamazsın,
Edemezsin,
Bulamazsın,
Olamazsın,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...
Adnan AKTEPE25.07.2009

Kardeşim bu şiiriyle yüreğimden geçenleri anlatmış.Aslında kendi zehrini akıtırken benim yüreğimide eline alıp şöyle bi sıkmış diyelim
Kardeşim bahtın açık olsun. Birtanesin sen.
HAKKIMIZ HERKEZE HELAL OLSUN diyelim biz yinede.Eyvallah




Birazda şiir Adnan Aktepe

Bir Hüznün Ortasında

Bir hüznün ortasında
Uyandığımda,
Görürken gözlerim
Ve işitirken kulaklarım,
Karşılaştığımda hocamla,
Adam gibi bir adamla,
Babamdan sonra...

Ağladığımda,
Ve yalnızlığımda
Bitecekken dertlerimiz,

Ve yalvardığımda Rabbime,
Şükrettiğimizde kaderimize,

Mekanlar ayrı da olsa,
Yürekler bir olmuşken,
Yanmışken,
Küller kar olmuş yağarken...

Dertlere şükrederken,
Ve yanarken dertsiz hayata...

Kitaplara sığınmışken,
Alimleri konuşurken,
Aynı ateşte ısınıp
Kül olurken
Aynı ateşin sıcaklığında,

Bir Mehmet ile yoldaş olmuşken,
Bir Ali ile,
Bir kadere sırdaş olmuşken
Bir gülüp bir ağlarken...

Feryadımız dağlara düşmüş hocam.
Aladağlara,
Karatepeye,
Erciyese,
Gelinlerin eteklerine,
Köyümün dertli yollarına,
Ve umut yolcularının çayına, çorbasına,
Tiryakilerin sigalarına,
Ve anaların ağıtlarına...

Ruhun şad olsun ey dedemin vefalı ruhu,
Adamlar ölmedi,
Ölmeyecek bir hüznün ortasında.
-- Adnan Aktepe
www.adnanaktepe.blogspot.com www.siirler-im.blogspot.com

Benim kıymetli öğrencim ve biricik kardeşim Adnan Aktepenin benim için yazmış olduğu şiiri sizlerle paylaşmak istedim.Dünün öğrencisi bugünün akedemisyeni ,hocası ,sevgili dostum yüreğine sağlık yeni şiirlerini bekliyorum.Mutlulukların daim olsun