mehmet ali kürün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet ali kürün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2010 Perşembe

HUZUR MUTLULUK VE ‘NUR’

Bu sözcükler
bir sabah ezanı ile dökülmeye başladı bembeyaz boş temiz bir sayfaya.Ezan aleme
ve içime huzurla yayılırken ve ben Alemlerin rabbini , o güzeller güzelinin
yüceler yücesinin Aşkını düşünürken ;
Hiç ummadığın yerde
Birden açılır perde
Derman erişir derde
Dizeleri ile silkelenirken
İmam efendi ES-SALATU HAYRUN MİNENNEVM diyordu evet NAMAZ
UYKUDAN HAYIRLIDIR.
Namazda olanlar mı çoktu bu saate uykuda olanlar mı penceremden o küçük dünyama
açılan penceremden baktığımda uykuda olanların uykunun hayırlı olduğuna inananların
daha fazla olduğunu görebiliyordum üzülerek.Ben onlara üzülerek bakıyordum
onlar bana gülerek uyanıyordu beklide.
Onlar mutlu ben ise huzurlu idim
Peki huzur ne idi mutluluk ne idi ikisi bir arada olurmuydu acaba insanda yada
hangisinin olması diğerine göre daha iyi idi .Huzurum yerindeydi ama
mutluluğumu kim çalmıştı acep, namazın uykudan hayırlı olduğu bu saatte
sorularıma ara vererek, uykudan hayırlı olan namazımı eda etmek üzere yollandım
seccademe Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!
Ah ah yeri gelmişken üstadın şu dizelerine de dokunmadan geçemedim
Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?
Evet sancılarım ve ben namaza doğru yollandık……
Ve Rabbine secde etmenin ona sığınmanın ona el açıp yalvarmanın yakarmanın
verdiği selamet ve sukunetle  penceremin o küçücük dünyama açılan penceremin önüne geldim tekrar kuşların zikrini dinlemek üzere açtım penceremi bu sefer. Sonrası mı? Sonrası ‘Nur’
Yüreğime inen Nur
(2.perdeJ )
Öylesine mi yazmalı insan içinden geldiği gibi ne gelirse aklına hatta küfür etmeli fütursuzca
öylemi? Hatta noktalama işaretlerini de kullanmamalı bağlaçları da ayırmamalı
bu kelimeyi doğrumu yazdım yoksa Türk dil kurumunu mu aramalı ne yapmalı ah ne yapmalı?
Yok olmaz yazmalı bu mutluluğu bu güzelliği bu sevinci paylaşmalı .Noktalamasız ,kuralsız
,bağlaçlar doğru yada yanlış, şapkası varmıydı bu harfin aman bu seferde
şapkasız çıksın,yok yazmalı yüreğime inen Nur sayfalarımı,dünyamı aydınlatmalı
Yaşadığın her şeyin yalan olduğunu ,çirkef olduğunu ,mutluluk peşinde koşmanın insanın
nasılda mutsuzluğa sürüklediğini kaderini değiştirmeye çalıştıkça batmaktan
kurtulmak için çırpındıkça nasılda daha çok kaderine koştuğunu,battığını,sevdiğini
sanmayı daha da acısı sevildiğini sandığını  
Ve öylesine yaşamayı seçmişken
Hiç ummadığın yerde
Birden açılır perde
Derman erişir derde
Dizelerine sığınırken
Dermanımı beklerken derdimle, Rabbim Nurunu gönderdi .Nur oldun, huzur oldun, derman oldun ,yarim oldun ,yarenim oldun sevdalım oldun, diğer yarım oldun, hatunum oldum, dünya ahret,eşim oldun. Hoş geldin Nurum hayatıma hoş geldin .Huzurum mutluluğum Nurum hoş geldin.Ne desem nasıl anlatmaya çalışsam yüreğimdeki Nur’u bilirim anlatamam .Konuşma özrüm den daha yoğun yazma özrüm bilirsin.Kuralsız noktalamasız 'da' ayrı yada bitişik mı'nın soru işareti nerde bilmiyorum .Ama seni çok seviyorum bildiğim tek ve en güzel şey bu.
Umutlarını yitirmemeli değil mi insan.

13 Temmuz 2010 Salı

Mehmet Ali KÜRÜN Yağmur

                                                        YAĞMUR
''Yağmur''
Bir adında
Deyip!Bitiriyorum her dizeyi
Ne zaman geleceği
belli olmayan
Ama gelen....
Ben ise?
Daima bekleyen
Toprak!
Yani topraktan gelen

                                                                       Mehmet Ali KÜRÜN

11 Temmuz 2010 Pazar

Mehmet Ali KÜRÜN Kan Sıcak Kar Soğuk

Sevgili dostlar Şimdiye kadar hiç şiirlerimi paylaşmadım sizlerle fakat bu şiirimi sevgili yeğenim Ünal GİRGİN'in teşviki ile paylaşıyorum umarım beğenir ve beni bundan sonrası adınada şevklendirirsiniz.
Evet şiirim:


                                                       KAN SICAK KAR SOĞUK
Yıl Bin dokuz yüz yetmiş dokuz
Aralık yirmi sekiz
Dışarda kar

Bir Çığlık!
Evde sevinç
Bekliyor dışarda koç
Kar ağzını açmış bekliyor
Kan
Kan sıcak kar soğuk
İyi geliyor ikisi de birbirine
Ninem kapıda bekliyor
Önce kız diyor Babam
Sonra diyor erkek
Benim oğlum var
Kolum kanadım var
Benim de artık bir dağım var
Nereden bilsin o dağ çok karlı
Unuttu mu acaba ?
Karlı bir günde geldiğimi dünyaya
Bitmeyen bir şiirdir yaşam
Bu şiirde bitmiyor aslında
Ama; kimse bilmeyecek gerisini...
                                                                              Mehmet Ali KÜRÜN

30 Haziran 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN -Seninle Sevdim Bu Şehri

                                               SENİNLE SEVDİM BU ŞEHRİ
Yaş otuz beş yolun yarısı etmese de henüz, otuz da anlıyormuş insan yarımın ne demek olduğunu. Elimizde bir elma var ortadan ikiye böldüğümüzde kalan her parça yarım öyle mi? Bu parçalardan birini ben yedim geriye ne kaldı diğer yarım mı? Hayır, Onu da Havva yedi
Baştan sona anlatmak kolay da asıl mesele sondan başa doğru anlatmak olsa gerek. Birden ona kadar saymayı öğrenirsin önce, ondan bire inmeyi değil. Buradan anlamalısın aslında sondan başa doğru gitmenin zorluğunu. Tersine çeviremiyor insan kaderini çok ama çok istese de. İstersen sondan başa git, istersen baştan sona varırsın tekrar kendi yalnızlığına
İstemediğin yerde istemediğin şekilde aslında ne istediğini bilmez bir halde başlar bu hikaye sen baştan sona dinlerken, ben sondan başa anlatayım yada diğer yarımı ararken, seni bu şehirle tanıştırayım.
Bu şehir çılgın bu şehir artık benden bile deli bu şehir çıkmış çileden, ben tam ile yarım ayrımını yapmaya başladığımdan beri
Dilini bilmediğim, dinini bilmediğim, havasını soluyamadığım bir denizine yandığım ah bir denizine, bu şehirde bir ben vardım birde yalnızlığım. Kopuşlarım oldu, gidişlerim oldu, kahırlı gidişler, hüzünlü gelişler otobüs terminallerinde yazılmış güzel cümleler, fakat beğenmeyişler. Bazen Bolu’da, bazen Pozantı’da, bazen Kırşehir, bazen Antep, bazen Maraş, bazen Adana, alamadı hiçbiri İstanbul’umu benden, mavi gözlü devşirme güzelimi alamadı. Her yolun sonu o, her yolun başlangıcında o vardı
Git dedi o gelme buralara git sensiz kalsam da ayrı kalsak da her yolcu edişte beni, ağlasak ta beraber git dedi İstanbul’um bana git ben dayanırım ayrılığa, git buralar örecek başına bir çorap git, uykulu gözlerle geldin buralara git, sarı laleler senin bildiğin sarı laleler değil artık git .Gittim ama yine kendi kaderime gittim .Ağladık mavi gözlü sevgilimle o tüm ihtişamıyla o vakur duruşuyla o gelen herkese yeni bir umut vaat edişiyle kaldı bir kenarda .Ben ben ise İstanbul sevdası ve ona varamamanın acısını gömdüğüm kitaplarla .Bir şehre gidememekle başladı asıl serüven Kayseri çarşısında .Pastırma koklarken kitap bulmak ancak bende olur zaten.Hani İstanbul dan da bir farkım yok gibiydi İsyan günlerinde Aşkı okurken.Kimi zaman insan yüreği kapıdan geçen herkesi kabule hazır ucuz bir meyhane gibidir diyordu ya hem İstanbul’un hem benim halim tamda bu haldi galiba .Kapıdan geçen herkesi alıyorduk içeri ve yerleşip kalıyordu içimizde bir yerlerde söküp atamıyorduk içimizden söksek de acısı kalıyordu. Ermişi okuyordum eremiyordum aydınlığa. Şizofren aşka mektupla pul olamasam da zarfa, pul pul dağılıyordum sevdasıyla. Ayhan Hünalp’le balkonda bekliyordum yarin rüzgarla gelecek olan kokusunu Erciyes’in kar kokusu geliyordu tüm soğukluğuyla ve ürpertiyordu yüreğimi titretiyordu beynimi döndürüyordu gerçeğe yarin teri bulaşmış ellerimi koklamanın verdiği mutluluğu anımsatıyordu ılık ılık oluyordu yüreğim soğuğa inat ve bakıyordum ellerime boştu ellerim bir sigara yakmanın ve Erciyes’e doğru tellendirmenin sırasıydı şimdi yarin ter kokusuna inat .Daha bir derin çekiyordum dumanı ciğerlerime daha bir küfrediyordum Erciyes’e doğru sövüyordum İstanbul ‘a derken başlıyordum şiir okumaya
Herkes perdelerini çeker geceleri
Benim perdelerim
Benim pencerelerim yok ki


Diyordum.


Maviyi nişanlıyordum sonra tetik düşmüyor mavi ölmüyordu
Ben ölüyordum ben ,sen yaşarken ben ölüyordum sen yaşamak isterken ben ölümü özlüyordum hem de yaşamak istemezken delice. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken, yıllar birbirini kovalamayı bırakmış birbiriyle yarışırken Kayseri’den gönderiyordu beni kader sevdiğime mavi gözlü güzel sevgilime ve kavuşuyorduk artık İstanbul’umla sonunda çağırdı beni gel dedi gel mutlu olmayacaksın benimle ama gel. Olmayacağını, yürümeyeceğini, devam etmeyeceğini sonunun olmadığını bilsen de gidersin bazen sevdiğine sevgi gitmektir bazen, bazen kalmak, bazen de susmak sadece susmak ve seyreylemek olan biteni ve kabullenmektir olanları olacakları. İstanbul’uma da kavuşmuştum artık ama eksik olan bir şeyler vardı. Yârin ellerinin ter kokusu gibi kokan ama olamayan sanki hemen yanı başında ama yok.
..........................................................................................................................
..........................................................................................................................
Bu nokta noktalarda ne mi? Ben varım, hayatım var, anlamlarım ve anlamsızlıklarım var. Acılarım var mutluluklarım var, hüzünlerim var aşklarım var sevdiğim ve sevdiğimi zannettiklerim var, Melekler var şeytanlar var, nankörler var, dostlar var, kahpeler var kahpeleşenler var, yalanlar var riyalar var dürüstlük var, cesaret var, korkularım var, satanlar var satılanlar var, ettiğini çekecek olanlar var, çekeceklerim var, değer verdiklerim var pul kadar değeri olmayanlar var, çok şey var aslında çok şey var. Umarım kalemimin keskinliği zamanla beraber artar ve ben de cesaretimi toplayarak yazabilirim noktalı kısımları. Şimdilik siz ekleyin oralara benden, kendinizden, onlardan güzel veya kötü, komik veya ağlamaklı bir şeyler.
Ben seninle sevdim bu şehri derken. Yazıma bu şehirle ve seninle başlarken seni ve kendimi anlattığımı zannederken, bir de baktım ne sen varsın bu şehirde, ne de bu şehir. Yazımda yok ben de yokum.
Bir rüya olsaydın keşke…………Tabiri olmayan
                                                                                              Mehmet Ali KÜRÜN

13 Haziran 2010 Pazar

Mehmet Ali KÜRÜN AĞLAMAK

                                                 AĞLAMAK

Bir sen duy ,bir sen anla, bir sen gör istiyordum nasıl bir enkaz bıraktığını bu şehirde.Bir sen in istiyordum yüreğimin derinliklerine, yazıyordum ağlayarak ama bir farkla gözyaşlarım kağıda dökülüp dağıtmıyordu mürekkebi , dökülüyordu klavyenin tuşlarına .

Ben sen anla beni ,şimdi anla, bari anla ,ne olur anla diyerek yazarken ,senin dışında her can ulaşıyordu bana ,sen yine ulaşamıyordun ,sen yine okuyamıyordun beni, sen yine dünyanın peşinden, bitecek olanın izinden, bitmiş olanın sevgisinden güç alıyordun. Sevgi neydi senin için ,ne demekti güç ne demekti, karar almak ne demekti ,sen sen misin sen nesin ,sen kimsin,kiminlesin,kimin içinsin sen sana ait misin aslında var mı bir sahibin senin.Sahibini hatırla!!!
Aslında yoktun sen ama ben mi var etmiştim seni ve sen sen yok olmayı mı seçmiştin var olayım derken?
Ne cahildim dünyanın rengine kanmıştım ,ne hayale aldanıp boşa yanmıştım nede seni ilelebet benim sanmıştım ben bana ait değilken ,ama sen bir ‘ben’in peşinden var olmayı isterken delice yokluğa sürüklendin habersizce ,ben yandım yandım ben beklide buna yandım, ben sana yandım ,sen sana yanmadın sen canını yaktın suçu bana attın ve ben sevdiklerimle ağladım
Evet şimdi de sevdiklerimle ağlıyorum ben yazarken ağlıyorum onlar okurken ağlıyor bana ağlıyor sana ağlıyor, kendine ağlıyor ,Rabbine ağlıyor Rabbine verdiği söze ağlıyor ,sözünü tutamadığına ağlıyor onu unuttuğuna ağlıyor,Rahmetini ,sevgisini hak etmediğine ağlıyor,kulluk yapamadığına nankörlüğüne ağlıyor ama ağlıyor.Sen ne yapıyorsun bilmiyorum ama biz ağlıyoruz
Ağlamak Allaha ulaşmanın en kolay ve en güzel yollarından biri ,ağlamak yürek işi ,ağlamak merhamet ,ağlamak sevgi ,ağlamak vuslat ,ağlamak hasret, ağlamak adem ,ağlamak Havva, ağlamak Yusuf ile züleyha ,ağlamak zindan ,ağlamak kuyuda Yusuf ,ağlamak çölde mecnun , ağlamak bir olmak birlikte olmak,pişmanlık ağlamak, sevinç ağlamak, taş değil, kalp değil, yürek taşımak ağlamak ,Seyr-i Sülukta merhale ağlamak ,umut ağlamak var olmak ağlamak
Ağlamak dururken koş bakalım o halde gülmenin peşinden
Kim güle kim ağlaya
Bu yazım sana mı? Yok inan sana değil .Yeminle sana sana değil bu yazım,sana olmamalı zaten sen anlamazsın bu garip sözlerden sen bilemezsin yüreği ,biz yürek sen kalp taşıyorsun biz ağlamanın sen gülmenin peşindesin, biz cennetin sen dünyanın ,biz Kevser sularından kana kana içmenin sen kadehlerin verdiği dayanılmaz hafifliğin peşindesin.
Peki kime mi bu yazı
Üç beş tane Rabbini seven Rabbine verdiği sözleri unutmamaya çalışan ,dünyanın bir oyundan bir zindandan bir sınavdan başka bir şey olmadığını kavrayan ve anlayan nefsine biat etmemeye çalışan Allah var gam yok düsturu ile yaşamaya çalışan beni seven beraber ağladığımız beraber zehrimizi akıttığımız, kelimelerde sözlerde buluştuğumuz üç beş yürekli insana
Evet güzel yürekli can yoldaşlarım sizlere bu yazım inanın sizlere.
Ne mutlu ağlaya bilene ne mutlu seve bilene ne mutlu sevmeyi bilene ve ne mutlu bunları bize bildiren sevginin aşkın kaynağı Rabbini bilene

                                                                                           Mehmet Ali KÜRÜN

11 Haziran 2010 Cuma

Adnan AKTEPE Neyin Vardı Hain Dünya?

Neyin vardı hain dünya?


Garip kaldı bedenim,
Heyecanını yitirdi artık kalbim,
Bencil beynim,
Yalnız ruhum...
Kederin derin bir acı,
Keyfin anlamsız üç beş dakika...
Neyin kaldı hain dünya,
Neyin vardı hain dünya???

                                      Adnan AKTEPE

Sen varsın güzel kardeşim senin gibi  dürüst senin gibi adam gibi bir adam var seni tanımak var senin gibi gençlerle umutlanmak var,Allaha hamd etmek var dualarla birlikte olmak var.Yaz sevgili öğrencim yaz benim içinde yaz kader arkadaşım akıt zehrini akıt zehrimizi zalimin üstüne üstüne.Sen yaz sayın hocam.Yürektesin
Bilki bu şiirine bende bir düz yazı ile cevap vereceğim
                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

http://siirler-im.blogspot.com/    Adnan AKTEPE'nin diğer güzel şiirlerini bu siteden takip edebilirsiz sevgili dostlar
                                      

9 Haziran 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN.Dua mı Etmeli Sana Beddua mı?

DUA MI ETMELİ SANA BEDDUA MI?


Müminin silahı duadır.

Dua etmek isterdim sana ,ettim de aylarca ve hatta yıllarca.Olmadı. Yalvardım,ağladım ,yüreğimi yaktım ,gözyaşımla söndürmeye çalıştım oda yanaklarımı yaktı yangınımı dışarı vurdu,secdelere kapandım hıçkırdım hıçkırdım duy sesimi dedim ey kimsesizler kimsesi duy sesimi.Olmadı

Evet dua ettim sana olmadı .Beceremedim dua etmeyi yada istemeyi beceremedim.Hak etmedim

Dualarım sınırlı kaldı çoğaltamadım .

Artık beddua etmek istiyorum sana dualarımı duymadın ,kulak vermedin yalvarışlarıma ,sevmenin ne demek olduğunu bilemedin,sevmeyi bilemedin dua nedir bilemedin,Yaradan’ı bilemedin hesap günü var bilemedin,cennet var bilemedin,cehennem var bilemedin ,Allahın sevgisinden mahrum kalmak var bilemedin.Sen bildireni de bilemedin.

Artık beddua vaktidir. Dualarım ne kadar sınırlı ise bil ki beddualarım o kadar geniş neden mi?Yüreğim yanmıyor artık yangını geçti külleri kaldı geriye

Senin de yansın yüreğin, sende yan seninde gözyaşların yaksın yanağını, sarılacak bir dalın olmasın,geçmişin bırakmasın peşini pişmanlıkların penceren , keşkelerin perden ,yarınların zehir olsun.Her gün ışığı ile acıların tekrar doğsun, ay ışığı seni yalnızlığında boğsun……

Tövbe Rabbim tövbe ,evet dua etmekten kolay beddua etmek yüreğin yangını dile de vuruyor anlaşılan.Bu yangınla dua etmeyi de nasip eyle bu aciz kuluna.Şeytani bir haslet beddua ondan olsa gerek çok söz geliyor dilin ucuna.Öyle beddualar edebilirim ki daha sana ben bile acırım sonra sana .Ama bilirim şunu da her beddua sonrası açılır cehennemden bir kapı daha yoluma. Dünyamı yıktın ama ahretimi yıktırmam inan sana

Sen ıslah eyle rabbim sen doğru yola eriştir.Sana edebileceğim tek dua bu küller arasından bulup çıkarabildiğim.Hayır beddua etmem edemem sana

Kendime olan duama gelince

Ey alemlerin Rabbi!Acizim ,kanlar içinde karada gemi yürütmüşüm

Elimden tutup feryadıma yetiş, ne zamandan beri pişmanlığımdan dolayı elim sinek gibi başımın üstünde.

Ey günahları bağışlayan ve özür dilemeyi öğreten Allah’ım !Yüz defa yandım, yanmamı istemenin sebebi nedir?

Sana karşı mahcubiyetimden kanım coştu,çok namertlik yaptım sen bunları ört.

Bilmeden hata ettiğim için beni bağışla,dertli gönlüm ve canım için beni affet

Eğer gözlerim aşikar ağlamıyorsa ,canım senin şevkinden zari zari ağlamada

Dalgalı denizin ortasında kalakalmışım,perdenin içine girmeyip dışarıda kalmışım

Kulunu mahrem olmayan bu denizin içinden çıkar,sen beni içine attın sen çıkar

Nefsim beni baştan aşağı hükmüne aldı ,eğer elimi tutmazsan vay halime

Canım beyhude boş işlerle kirlendi,benim artık kirliliğe dayanacak takatim kalmadı

Ya beni bu kirlilikten arındır yada kanımı akıtıp toprağa göm

Yaratılanlar senden korkuyorlar ben ise kendimden korkuyorum,çünkü Senden iyilik kendimden kötülük gördüm

Toprak üzerinde yürüyen bir ölüyüm ben.Ey can bağışlayan Allah’ım!canımı zinde kıl.

Amin

Etmiş olduğum dua Feridüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr adlı kitabından alıntıdır

Ben konuşmasını bilmediği gibi dua etmesini de bilmem Lili .

Ben sadece ağlarım ve yazarım

Sen de ağla Lili
                                                                                  Mehmet Ali KÜRÜN

24 Nisan 2010 Cumartesi

İnsan Özünde İyi(mi)dir? Mehmet Ali KÜRÜN

İnsan özünde iyi(mi)dir.                                                                        


Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne

Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.

İnsan özünde kötünün ta kendisidir

Kötü az bile kalır insanın yanında

Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın

Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.

Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,

Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.

Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum

Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?

Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar

İnsan özünde iyimidir?????????????



(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )

İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.

                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

22 Şubat 2010 Pazartesi

LİLİ YAR SEZAİ KARAKOÇ


LİLİYAR


Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris´nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

Ben konuşmasını bilmem Lili
                                                                 SEZAİ KARAKOÇ

EVET BEN KONUŞMASINI BİLMEM 'LİLİ YAR' BEN SUSMASINI VE AĞLAMASINI BİLİRİM İÇİN İÇİN VE AH ETMESİNİ.YAZARIM AYRICA ARA SIRA VE OKURUM DELİCESİNE ANLAMAK İÇİN DÜNYAYI VE LİLİYİ.


                                                                                    MEHMET ALİ KÜRÜN

11 Şubat 2010 Perşembe

ESRA ELÖNÜ-GUZEL BİR YAZI


                           Seni cihadla aldım chat'le boşuyorum mücahidem

Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar!
                                                                                                  Rumuz: Yeşil puding.
_ ilk chatleşmemizi hatırlıyor musun rumuz ebabil tüyü.
_ Hatırlıyorum rumuz kurşunsuz yürek
_ Klavyemin tuşları Allah’ı zikrediyordu ve ben aşka geliyordum.
_ Hatırlamaz mıyım fazla yüklenmeden bilgisayar çökmüştü.
Feride, yeşil puding kıvamına gelmiş adamların chatte ihlaslı fıstık arayışına ve bu arayışı cihat adı altında yeşillendirerek aşk harbine dönüştürmelerine başına da italik Arapçayla “İslami”sini kondurmalarına şaşırıyordu.
Bu kimliksiz romantizmin çamurunu tebliğ standartlarına eriştirmiş yürek insanlarının(!) üçüncü sınıf çiğ arabesk rumuzlarla aşkın damarına intikal edişlerine tav olup av olmadıklarını zanneden saf kızlara bakıyordu feride.
İslama erişim hizmeti için 1’i değil birini tuşlayın edebiyatını üstlenecek çok yağız evli sazanlar olacağı için, açıkta kalacak nice kadrolu ihanete uğrayan kadınların ölen onurlarını da mahallenin imamına yıkatır bu sanal cenazeyi kaldırırsınız.
Bu sitelerin islamla hiçbir alakası yok! Bir tıkla evlendim, boş ol butonunu üç kez tıklar kurtulurum komedisine benzer bir oyun alanı bu site dediğiniz derme çatma yeşil sahalar! Dünya ahiret bacımsın rumuzunun altında yatan, sanal aşk teneffüsü, saf kızlar tarafından din dersi zili olarak algılansa da bu sitelerin içine din cilası çekmek İslami değer yargılarının boynunu vurmak demektir.
Anlayacağınız zinayı engellemek için tarafların cinsiyetlerini örtmek daha vurgulu bir komediye dönüşür ki bu durumda yine iki tarafın kalp gözlerinin açık olması gerekir, metafizik palazlanma sırasında nice sakatlıklar çıkabilir sanal alemin Ayşe’si gerçek alemin Ali’si olabilir ihtimalini de gözünüze sokmak gerekir ki o kadarına karışmak ta bu çok özel birlikteliğe(!) beni maydanoz kılar, benim ki ormanda kaybolmanızı engellemek adına küçük yeşil vurgu olmaktan öteye geçmez diyordu feride!
Yani “izdivacınızın sanalına talibim” modunun sonuçlarına katlanacaksanız işte site işte rumuz! Yok efendim biz dini literatürü bilmek istiyoruz deyip saf damgayı alnınızın ortasına yiyecekseniz, “ mücahitlik oturum açmakla olur” diye bağıran adamların ihlas pıtırcığıyız diyecekseniz islama bir şey olmaz reseti siz yersiniz.
                                                                                                                       Esra ELÖNÜ

3 Şubat 2010 Çarşamba

William Shakespeare sonelerden bir sone benden size

23. SONE

Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse

Sahnede korkusundan donakalmış dururken

Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse

Zayıflarsa yüreği gücünden kudurken,

Benim de bu korkuyla guvensizlikten işte

Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,

Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de

Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.

Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,

Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,

Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;

Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.


Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,

Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen...

28 Ocak 2010 Perşembe

Mehmet Ali KÜRÜN İstanbul'a usul usul kar yağıyordu,yağmur beklerken

İSTANBUL’A USUL USUL KAR YAĞIYORDU, YAĞMUR BEKLERKEN


Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi istedim ;diyor yüce yaradan. Bu sözü düşünürken gecenin dört buçuğunda benimde aklıma geldi, ben gizli bir viraneydim bilinmeyi istedim, diye geçti aklımdan. Paylaşma ihtiyacı hüznü, sevinci, mutluluğu, acıyı, kederi, hayalleri. Peki neden paylaşma ihtiyacı duyar insan, acizdir çünkü zayıftır, yalnızdır evet yalnız gelmiştir dünyaya adem’de yalnız gelmemiş miydi dünyaya ve hediye olarak Havva verilmemiş miydi yalnızlığına. Debelenip dururken yatakta çıldırasıya uyumak isterken, düşünceler sarmıştı kafatasımı, kalbime ağır bir taş koymuşlarda mengeneye almışlardı sanki şekil vermek istercesine, dışarıda hafiften kar yağmaya devam ediyordu halbuki hafif yağmurlu diyordu meteoroloji tutturamamıştı yine eee Yaradan’ın işine karışılmaz. O kar derse kar yağmur derse yağmur peki ben ne kadar tutturabildim hayatımdaki olmasını istediklerimi yada sen .Evet sen sen arkadaş sen kaç kere sorabildin bu soruyu kendine çok defa değil mi.Tanıyor musun kendini.Viraneliğini paylaşmak istedin mi yada bir kale gibi sağlamlığını, yoksa Alamut kalesi gibi ulaşılmaz ,korunaklı ve sisli misin tanınmayı istemeyerek.Alamut gibi bir kalede olsan yahut yıkık virane, bilinmeyi isteyebilir misin her şeyinle .Evet ben bu gece gecenin bu karlı dört buçuğunda ben bir virane miyim yoksa Alamut Kalesi mi ,yoksa bir fedaimi yada aciz bir kul mu soruları içerisinde debelenip dururken yatağımda .Sen ne yapmaktasın gecelerde, hangi yalnızlığa kanat çırpmakta hangi faydasız iş peşindesin.Zaman denen o sınırlı ‘şey’ i nasıl kullanmaktasın .Arapçada ‘şey’ bilinmezler için kullanılırmış ve batıya xay şeklinde geçmiş ve zamanla x olarak kullanılmaya başlanmış ve denklemlerdeki bilinmeyen x olmuş zamanla.Evet neden mi bu bilgiyi verdim çünkü zaman koca bir X yani şey ne geçmiş ne gelecek hepsi X.Bilinmeyenlerin içinde sürüklenip giderken sen uyuya dur sorgulama, sorma görevlerini hatırlama ve hatta Yaradan’a verdiğin sözü de unut Kâlû Belâda.Kitap okumayı boş zaman işi olarak gör face’te kaç arkadaşın olmuş onunla ilgilen .Evet ben bir viraneyim ama elbet bir gün bir Anka kuşu gibi kendimi küllerimden onarabilirim, kendimi küllerimden yaratamasam da.Peki sen nesin sen kimsin hadi lütfen sor bu soruyu kendine cevap ver kendine sonrada ne yap biliyor musun ben buyum diye kendini tanıttığın kişileri ara ve özür dile aslında ben buydum ama seni kandırdım de .Yada dur sen önce kendinden özür dile kendini kandırdığın için ondan sonra nemi yap kendin ol lütfen kendin ol ve hiçbir günün muhasebesini yapmadan yumma gözlerini günlük ölümüne .Elbet gelecek gerçek ölüm ve dayanacak kapına ÖLMEK ne büyük rahmet değil mi.Ne diyor Üstad Necip Fazıl :

Ölüm güzel şeydir, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber

Evet ölüm var ve biz bu haldeyiz ya ölüm olmasaydı ne olurdu halimiz bir düşünsenize .Karların hafif hafif düşüşüyle beynimden yüreğime oradan da dizelere dökülen bu cümleleri paylaşmak istedim sizlerle siz karar verin bir virane miyim yada Alamut gibi bir kalemi.Yılmaz Erdoğan’ın bir şiiri geldi aklıma Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu ve belirli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.Ne güzel bir ifade değil mi şair olmak böyle bir şey.Bende bir mesajla son vereyim sözlerime

İstanbul’a usul usul kar yağıyordu meteoroloji uzmanlarının yağmur yağacak demesine rağmen .Ve günün muhasebesini yapmadan uyumayın diyordu Mehmet Ali :

Sevgiyle kalın ve kitap okuyanlara yeter kafayı yiyeceksin demeyin lütfen kitap okumayla kafayı yiyen görmedim ama okumayarak yiyen gördüm. Mesaj iki oldu ama olsun  hoşgörün saat sabahın beşi
                                                                                         

                                                                                          Mehmet Ali KÜRÜN



20 Ocak 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN AYNADAKİ SEN


Şu hayatta tek başına inzivada kalarak,sadece kendi sesinin yankısını duyarak,Hakikati kaşfedemezsin.Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.


Elif şafak aşk adlı kitabında Şems Tebrizi’nin kurallarından bahsediyor ve yedinci kuralın yukarda giriş yaptığım kural olduğunu söylüyor.Aslında amacım kitabı değerlendirmek değil,değerlendirmeyi yada sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir kitapta değil sadece ve sadece okurken fark ettim ,bu kuralın bende yarattığı etkiyi.Kalakaldım öylece cümlelerin üzerinde beni bu kelimelere mıh gibi çakan neydi. Enaniyet mi?Güç mü?Yalnız olduğumu düşünmem mi?Etrafımdaki insanların içinde bulundukları durumla uyuşamamam mı? Daha çoğaltabileceğim bunca soru geçti beynimden ,kısa bir düşünce fırtınası ve her fırtına sonrası olduğu gibi hafif bir dinginlik. Sonrası kağıt kaleme sarılış .Bir farkla bu sefer paylaşma ihtiyacı ‘kural gereği’ Şems’in kuralı gereği tabi aynada kendini görme ihtiyacı ama kiminle ve nerde?Tekrar aynı sorular. Aslında zamanımız ve içinde aynı havayı tenefüs ettiğimiz insaları düşündğümde yalnızlığın daha çok şey kattığını düşünüyorum.Ayna bulmakta zorlanış da diyebiliriz buna .Evet evet aslında aynalar çok etrafta fakat hani şu lunaparklarda olur ya bedeninizi olduğundan büyük veya küçük gösteren yada daha muntazam çoğu zaman bu aynaların içindeyizdir aslında ve bir türlü kendimizi göremeyiz .Gören sensin ama gördüğün sen değil .Aslında o kadar çok şey anlatmak ,paylaşmak istiyorum ki ama ya yanlış yere bakıyorsam ,ya baktığım ayna bende başka vehimlere yol açarsa.Risk almalı değimli insan? Bilgisayar oyunlarının fır döndüğü,msn aşklarının popüler olduğu ,aşk-ı memnuların memnu olması gerektiği şu zamanda sen kalkmış neden bahsediyorsun a dost derse biriniz bana .

Ayna ayna söyle bana benden yalnız var mı şu dünyada.

Evet ayna ayna benden güçlü var mı şu dünyada

Aslında boş ver ayna benden başka aşık var mı sen ondan haber ver

                                                                                    Mehmet Ali KÜRÜN

12 Ocak 2010 Salı

BAB-I ESRAR AHMET ÜMİT


SEVGİLİ KİTAP DOSTLARI UZUN ZAMANDAN BERİ SİZLERLE PAYLAŞMAYI DÜŞÜNDÜĞÜM BİR KİTAP PEKİ PAYLAŞIMIMI GECİKTİREN NEYDİ DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ.NE Mİ?SEVGİLİ KİTAP DOSTLARI GARİP BİR ÖN YARGI BU KİTABI OKUMAKTAN KAÇINDIM? NEDENMİ MEVLANA VE ŞEMSİ ANLATAN BİR KİTAP OLARAK DÜŞÜNDÜM SADECE .ELİF ŞAFAK'IN AŞK ADLI KİTABI İLE BU KONUN POPÜLER BİR HALE GETİRİLMESİ BENİ RAHATSI ETTİ.BELKİDE ŞEMS TEBRİZİNİN MAKALAT ADLI ESERİNİ OKUMUŞ OLMAM PINAR DURURKEN NEDEN KAYNAKLARDAN SU İÇEYİM DÜŞÜNCESİNİ OLUŞTURDU.SAİDE KUDS'UN KİMYA HATUN ADLI KİTABINIDA OKUMAMIN BENİ BU DÜŞÜNCEYE İTMESİNDE ELBETTE ETKİSİ VAR.EN KISA ZAMANDA ZİKRETTİĞİM KİTAPLARIDA SİZLERLE PAYLAŞACAĞIM.EMİNİM SİZLERE İLGİNÇ GELEN BİŞEY OLDU EVET ÖN YARGILI OLDUĞUM BİR KİTABI PINARIN MERKEZİ OLARAK GÖRDÜĞÜM KİTAPLARDAN DAHA ÖNCE PAYLAŞIYOR OLMAM. HAKLISINIZ AMA BAB-I ESRAR'I OKUDUĞUNUZDA BANA HAK VERECEKSİNİZ SİZİ İÇİNE ALIP GÖTÜREN SÜRÜKLEYEN BİR KİTAP .EVET ÖN YARGILAR NE ÇOK ŞEYİ KAYBETTİREBİLİR İNSANA. EVET BEN YORUMLARIMI DAHA FAZLA UZATMADAN KİTAPTAN KISA KISA BÖLÜMLER AKTARAYIM SİZE BELKİ İLGİNİZİ ÇEKER.

TANRI MERHAMETTENDE,ŞEFKATTENDE DAHA BÜYÜKTÜR.TABİ, ŞİDDET VE CEZADAN DA.ON DA HEPSİ VARDIR, ONDA HEPSİ BİRDİR.BİR OLMAK DEMEK ÇOK OLANI BİR GÖRÜNÜMDE TOPLAMAK DEMEKTİR.

HAKİKATİ ÖĞRENMEN İÇİN SÖZE DEĞİL,YAŞAMAYA İHTİYAÇ VARDIR

ŞEYH İNANAN DEĞİL İNANDIRANDIR,ŞEYH ANLATAN DEĞİL,GÖSTERENDİR,ÖĞRETEN DEĞİL,PERDEYİ KALDIRANDIR.

AŞK HERŞEYİNİ ONA ADAMAK DEMEKTİ.AŞK YAŞARKEN ÖLMEK DEMEKTİ

11 Ocak 2010 Pazartesi

Hakkım Haram Bahtım Açık olsun Adnan Aktepe


Hakkım haram, bahtım açık olsun...
Dört duvarın gözlerini kandıramazsın,
Çelik duvarlar ördün yıkamazsın,
Sokaklar ağlıyor susturamazsın,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...

Gözlerin kapanınca rahat uyuyamazsın,
Yalanını O'na anlatamazsın,
Bir daha yemin edemezsin,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...

Maşuğu bulsan aşığı bulamazsın,
Aşığı bulsan maşuğu bulamazsın,
Bir sevda masalında hayal olamazsın,
Hakkım haram, bahtım açıkolsun...

Kandıramazsın,
Yıkamazsın,
Susturamazsın,
Uyuyamazsın,
Anlatamazsın,
Edemezsin,
Bulamazsın,
Olamazsın,
Hakkım haram, bahtım açık olsun...
Adnan AKTEPE25.07.2009

Kardeşim bu şiiriyle yüreğimden geçenleri anlatmış.Aslında kendi zehrini akıtırken benim yüreğimide eline alıp şöyle bi sıkmış diyelim
Kardeşim bahtın açık olsun. Birtanesin sen.
HAKKIMIZ HERKEZE HELAL OLSUN diyelim biz yinede.Eyvallah




Birazda şiir Adnan Aktepe

Bir Hüznün Ortasında

Bir hüznün ortasında
Uyandığımda,
Görürken gözlerim
Ve işitirken kulaklarım,
Karşılaştığımda hocamla,
Adam gibi bir adamla,
Babamdan sonra...

Ağladığımda,
Ve yalnızlığımda
Bitecekken dertlerimiz,

Ve yalvardığımda Rabbime,
Şükrettiğimizde kaderimize,

Mekanlar ayrı da olsa,
Yürekler bir olmuşken,
Yanmışken,
Küller kar olmuş yağarken...

Dertlere şükrederken,
Ve yanarken dertsiz hayata...

Kitaplara sığınmışken,
Alimleri konuşurken,
Aynı ateşte ısınıp
Kül olurken
Aynı ateşin sıcaklığında,

Bir Mehmet ile yoldaş olmuşken,
Bir Ali ile,
Bir kadere sırdaş olmuşken
Bir gülüp bir ağlarken...

Feryadımız dağlara düşmüş hocam.
Aladağlara,
Karatepeye,
Erciyese,
Gelinlerin eteklerine,
Köyümün dertli yollarına,
Ve umut yolcularının çayına, çorbasına,
Tiryakilerin sigalarına,
Ve anaların ağıtlarına...

Ruhun şad olsun ey dedemin vefalı ruhu,
Adamlar ölmedi,
Ölmeyecek bir hüznün ortasında.
-- Adnan Aktepe
www.adnanaktepe.blogspot.com www.siirler-im.blogspot.com

Benim kıymetli öğrencim ve biricik kardeşim Adnan Aktepenin benim için yazmış olduğu şiiri sizlerle paylaşmak istedim.Dünün öğrencisi bugünün akedemisyeni ,hocası ,sevgili dostum yüreğine sağlık yeni şiirlerini bekliyorum.Mutlulukların daim olsun

Kerem ile Aslı Sadık Yalsızuçanlar


KEREM İLE ASLI HİKÂYESi: Kerem, Isfahan Şahının oğludur. Şahın hazinedarlığını yapanErmeni Keşişinin kızı Aslı ile Kerem birbirlerini severler. Şah Keşişten kızı oğluna ister. Keşiş,bir müslümana kız vermek istemez. Fakat hükümdarın isteğini reddemez; bir mühlet isterve bu mühletin içinde gizlice memleketten kaçar.Kerem de Aslı'nın peşinden yola düşer. İşte, Kerem'in sevdiği kızın ardınca bütün Anadolu'yubaştan başa gezmesi böylece başlar. Kerem artık yanında sadık arkadaşı Sofu (Kerem'indilinden: Sofu Kardeş), omuzunda sazı ile bir "Âşık" olmuştur. Her gittiği yerde, her rasladığınasazıyla ve yanık türküleriyle, Aslı'nın izini sorar, ona haber verenler de olur, vermeyenlerde... Bazı defa nehirlere, dağlara, kayalara, dağlardaki hayvanlara derdini döker; yolunubağlayan karlı, boranlı bellerden yol ister. Onun önüne çıkan engeller, bir defa inkisarına uğradılarmı iflah olmazlar. Kerem aşk ateşinde pişe pişe kemale erer, keramet sahibi olur. Allahonun her dileğini yerine getirir.Bazı şehirlerde Kerem, Aslı Han'a bir zaman kavuşur. Keşişten habersizce bir müddetbirbirlerine sevgilerini anlatırlar, dertlerini dökerler: Erzincan Bağlarında veKayseri'de olduğu gibi...Sonunda Kerem Aslı'sının peşinden Halep'e varır. Halep Paşasına kendini sevdirir: Paşa,Keşişi tehdit ederek kızını Kerem'e vermeye razı eder. İki sevdalının nikâhları kıyılır. Fakatkötü ruhlu Keşiş onlara son fenalığı yapar: Kızına sihirli bir gerdeklik gömlek giydirir. Bugömlek son düğmesine kadar açılır, tekrar kapanır imiş. Kerem sevdiğinin düğmelerini birtürlü çözemez. Yüreğinden kopup gelen ateşle yanar, kül olur.Kerem'in külleri dağılmasın diye bekleyen Aslı Han'ın saçları, küllerin içinde kalmış bir kıvılcımlatutuşur; iki âşığın ancak külleri birbirine kavuşur.


Ne demişler herşeyin bir zamanı var.

Mevla'nın takdiri erişmeyince sebep de bahane.

Lakin insanoğlu bu sabrında bir sınırı var.


İnsan kaderinden yine kaderine kaçabilir.


insanoğlunun en büyük korkusu unutulmaktır


Her kışın baharı,her gecenin bir neharı vardır


Hocası ilkin besmeleyi öğretti.

Elif ile Lam'ın sevgisini belletti

Bütün bu sevgilerin bu iki harften doğduğunu anlattı


Gibi diyalogların olduğu Sadık Yalsızuçanların kaleminden çıkmış güzel bir kitap arkadaşlarım

AYRICA

Yanık Kerem eder firkatim katı

Keskindir kılıcı,yörüktür atı

O isevi,ben Muhammed ümmeti

Ehl-i İslam olmaz ise neyleyim.


----------------------------------

Yanık Kerem der ki derdim tükenmez

Aslı'mın sevdası serimden gitmez

Binlerce öğüt versen biri kar etmez

Can aslım düştü aklıma ağlarım




Gibi muhteşem dörtlükler sizi bekliyor.

10 Ocak 2010 Pazar

İhsan oktay anar suskunlar puslu kıtalar atlası amat


İhsan Oktay Anar Türkiye için büyük kazanç hayal gücü yüksek kalemi fantastik dahiyane yazar her kitabı ayrı bir dünya ,ayrı bir heyecan,macera okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir çırpıda bitireceğiniz kitaplar sonramı ? Sonrası şu benim gibi çok öveceksiniz harika diyeceksiniz mutlaka okumalısın diyeceksiniz veeeeee soracak arkadaşınız ne anlatıyor kitapları konusu ne? ve öyle kalacaksınız anlatamayacaksınız ve diceksiniz ki anlatılmaz okunur.


ama ben kısaca birşeyler yazmaya çalışayım sizler için

puslu kıtalar atlasını okurken ürkeceksiniz karakterlerden öyle iyi tasvir edilmişki sanki yanınızda ve siz onu gördünüz .Tünel kazıp bomba yerleştrirken tünel çökecek ve sizde kaçmaya başlayacaksınız :) çokmu abarttım


Amatta nemi olacak okyanuslar aşacak korsanlarla kapışacak şovalyelerle köşe kapmaca oynayacak.Denizcilik terimlerini hiç ilginiz olmadığı halde öğrenmek zorunda kalacaksınız .Dahamı korkacaksınız ,heyecanlanacaksınız .Bu sefer abartmadım Daha da fazlası sizi bekliyor


Evet SUSKUNLAR neyle başlayacak hikaye ve neyle son bulacak .6 parmaklı cüce ürkütecek sizi ama çok uzun sürmeyecek altıncı parmağın hikmetini öğrenmeniz.Makamlar arasında gezintiye çıkacaksınız.Eflatunu tanıyacaksınız

tüm bu kitaplar hakkında daha çok şey yazabilirim sizlere ama devamını siz getirin istiyorum paylaşmanın verdiği mutluluğu beraber yaşayalım