13 Haziran 2010 Pazar

Mehmet Ali KÜRÜN AĞLAMAK

                                                 AĞLAMAK

Bir sen duy ,bir sen anla, bir sen gör istiyordum nasıl bir enkaz bıraktığını bu şehirde.Bir sen in istiyordum yüreğimin derinliklerine, yazıyordum ağlayarak ama bir farkla gözyaşlarım kağıda dökülüp dağıtmıyordu mürekkebi , dökülüyordu klavyenin tuşlarına .

Ben sen anla beni ,şimdi anla, bari anla ,ne olur anla diyerek yazarken ,senin dışında her can ulaşıyordu bana ,sen yine ulaşamıyordun ,sen yine okuyamıyordun beni, sen yine dünyanın peşinden, bitecek olanın izinden, bitmiş olanın sevgisinden güç alıyordun. Sevgi neydi senin için ,ne demekti güç ne demekti, karar almak ne demekti ,sen sen misin sen nesin ,sen kimsin,kiminlesin,kimin içinsin sen sana ait misin aslında var mı bir sahibin senin.Sahibini hatırla!!!
Aslında yoktun sen ama ben mi var etmiştim seni ve sen sen yok olmayı mı seçmiştin var olayım derken?
Ne cahildim dünyanın rengine kanmıştım ,ne hayale aldanıp boşa yanmıştım nede seni ilelebet benim sanmıştım ben bana ait değilken ,ama sen bir ‘ben’in peşinden var olmayı isterken delice yokluğa sürüklendin habersizce ,ben yandım yandım ben beklide buna yandım, ben sana yandım ,sen sana yanmadın sen canını yaktın suçu bana attın ve ben sevdiklerimle ağladım
Evet şimdi de sevdiklerimle ağlıyorum ben yazarken ağlıyorum onlar okurken ağlıyor bana ağlıyor sana ağlıyor, kendine ağlıyor ,Rabbine ağlıyor Rabbine verdiği söze ağlıyor ,sözünü tutamadığına ağlıyor onu unuttuğuna ağlıyor,Rahmetini ,sevgisini hak etmediğine ağlıyor,kulluk yapamadığına nankörlüğüne ağlıyor ama ağlıyor.Sen ne yapıyorsun bilmiyorum ama biz ağlıyoruz
Ağlamak Allaha ulaşmanın en kolay ve en güzel yollarından biri ,ağlamak yürek işi ,ağlamak merhamet ,ağlamak sevgi ,ağlamak vuslat ,ağlamak hasret, ağlamak adem ,ağlamak Havva, ağlamak Yusuf ile züleyha ,ağlamak zindan ,ağlamak kuyuda Yusuf ,ağlamak çölde mecnun , ağlamak bir olmak birlikte olmak,pişmanlık ağlamak, sevinç ağlamak, taş değil, kalp değil, yürek taşımak ağlamak ,Seyr-i Sülukta merhale ağlamak ,umut ağlamak var olmak ağlamak
Ağlamak dururken koş bakalım o halde gülmenin peşinden
Kim güle kim ağlaya
Bu yazım sana mı? Yok inan sana değil .Yeminle sana sana değil bu yazım,sana olmamalı zaten sen anlamazsın bu garip sözlerden sen bilemezsin yüreği ,biz yürek sen kalp taşıyorsun biz ağlamanın sen gülmenin peşindesin, biz cennetin sen dünyanın ,biz Kevser sularından kana kana içmenin sen kadehlerin verdiği dayanılmaz hafifliğin peşindesin.
Peki kime mi bu yazı
Üç beş tane Rabbini seven Rabbine verdiği sözleri unutmamaya çalışan ,dünyanın bir oyundan bir zindandan bir sınavdan başka bir şey olmadığını kavrayan ve anlayan nefsine biat etmemeye çalışan Allah var gam yok düsturu ile yaşamaya çalışan beni seven beraber ağladığımız beraber zehrimizi akıttığımız, kelimelerde sözlerde buluştuğumuz üç beş yürekli insana
Evet güzel yürekli can yoldaşlarım sizlere bu yazım inanın sizlere.
Ne mutlu ağlaya bilene ne mutlu seve bilene ne mutlu sevmeyi bilene ve ne mutlu bunları bize bildiren sevginin aşkın kaynağı Rabbini bilene

                                                                                           Mehmet Ali KÜRÜN

11 Haziran 2010 Cuma

Adnan AKTEPE Neyin Vardı Hain Dünya?

Neyin vardı hain dünya?


Garip kaldı bedenim,
Heyecanını yitirdi artık kalbim,
Bencil beynim,
Yalnız ruhum...
Kederin derin bir acı,
Keyfin anlamsız üç beş dakika...
Neyin kaldı hain dünya,
Neyin vardı hain dünya???

                                      Adnan AKTEPE

Sen varsın güzel kardeşim senin gibi  dürüst senin gibi adam gibi bir adam var seni tanımak var senin gibi gençlerle umutlanmak var,Allaha hamd etmek var dualarla birlikte olmak var.Yaz sevgili öğrencim yaz benim içinde yaz kader arkadaşım akıt zehrini akıt zehrimizi zalimin üstüne üstüne.Sen yaz sayın hocam.Yürektesin
Bilki bu şiirine bende bir düz yazı ile cevap vereceğim
                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

http://siirler-im.blogspot.com/    Adnan AKTEPE'nin diğer güzel şiirlerini bu siteden takip edebilirsiz sevgili dostlar
                                      

9 Haziran 2010 Çarşamba

Mehmet Ali KÜRÜN.Dua mı Etmeli Sana Beddua mı?

DUA MI ETMELİ SANA BEDDUA MI?


Müminin silahı duadır.

Dua etmek isterdim sana ,ettim de aylarca ve hatta yıllarca.Olmadı. Yalvardım,ağladım ,yüreğimi yaktım ,gözyaşımla söndürmeye çalıştım oda yanaklarımı yaktı yangınımı dışarı vurdu,secdelere kapandım hıçkırdım hıçkırdım duy sesimi dedim ey kimsesizler kimsesi duy sesimi.Olmadı

Evet dua ettim sana olmadı .Beceremedim dua etmeyi yada istemeyi beceremedim.Hak etmedim

Dualarım sınırlı kaldı çoğaltamadım .

Artık beddua etmek istiyorum sana dualarımı duymadın ,kulak vermedin yalvarışlarıma ,sevmenin ne demek olduğunu bilemedin,sevmeyi bilemedin dua nedir bilemedin,Yaradan’ı bilemedin hesap günü var bilemedin,cennet var bilemedin,cehennem var bilemedin ,Allahın sevgisinden mahrum kalmak var bilemedin.Sen bildireni de bilemedin.

Artık beddua vaktidir. Dualarım ne kadar sınırlı ise bil ki beddualarım o kadar geniş neden mi?Yüreğim yanmıyor artık yangını geçti külleri kaldı geriye

Senin de yansın yüreğin, sende yan seninde gözyaşların yaksın yanağını, sarılacak bir dalın olmasın,geçmişin bırakmasın peşini pişmanlıkların penceren , keşkelerin perden ,yarınların zehir olsun.Her gün ışığı ile acıların tekrar doğsun, ay ışığı seni yalnızlığında boğsun……

Tövbe Rabbim tövbe ,evet dua etmekten kolay beddua etmek yüreğin yangını dile de vuruyor anlaşılan.Bu yangınla dua etmeyi de nasip eyle bu aciz kuluna.Şeytani bir haslet beddua ondan olsa gerek çok söz geliyor dilin ucuna.Öyle beddualar edebilirim ki daha sana ben bile acırım sonra sana .Ama bilirim şunu da her beddua sonrası açılır cehennemden bir kapı daha yoluma. Dünyamı yıktın ama ahretimi yıktırmam inan sana

Sen ıslah eyle rabbim sen doğru yola eriştir.Sana edebileceğim tek dua bu küller arasından bulup çıkarabildiğim.Hayır beddua etmem edemem sana

Kendime olan duama gelince

Ey alemlerin Rabbi!Acizim ,kanlar içinde karada gemi yürütmüşüm

Elimden tutup feryadıma yetiş, ne zamandan beri pişmanlığımdan dolayı elim sinek gibi başımın üstünde.

Ey günahları bağışlayan ve özür dilemeyi öğreten Allah’ım !Yüz defa yandım, yanmamı istemenin sebebi nedir?

Sana karşı mahcubiyetimden kanım coştu,çok namertlik yaptım sen bunları ört.

Bilmeden hata ettiğim için beni bağışla,dertli gönlüm ve canım için beni affet

Eğer gözlerim aşikar ağlamıyorsa ,canım senin şevkinden zari zari ağlamada

Dalgalı denizin ortasında kalakalmışım,perdenin içine girmeyip dışarıda kalmışım

Kulunu mahrem olmayan bu denizin içinden çıkar,sen beni içine attın sen çıkar

Nefsim beni baştan aşağı hükmüne aldı ,eğer elimi tutmazsan vay halime

Canım beyhude boş işlerle kirlendi,benim artık kirliliğe dayanacak takatim kalmadı

Ya beni bu kirlilikten arındır yada kanımı akıtıp toprağa göm

Yaratılanlar senden korkuyorlar ben ise kendimden korkuyorum,çünkü Senden iyilik kendimden kötülük gördüm

Toprak üzerinde yürüyen bir ölüyüm ben.Ey can bağışlayan Allah’ım!canımı zinde kıl.

Amin

Etmiş olduğum dua Feridüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr adlı kitabından alıntıdır

Ben konuşmasını bilmediği gibi dua etmesini de bilmem Lili .

Ben sadece ağlarım ve yazarım

Sen de ağla Lili
                                                                                  Mehmet Ali KÜRÜN

25 Mayıs 2010 Salı

Bülent Akyürek Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar

                       
Konumuz kadın olunca sevgi yada günümüzün içi boşaltılmış yüce kelimesi olan aşk ile başlayalım istedim. Aşk değil mi? Erkeğin yalnızlıktan kurtulmak için yürüdüğü yolda yapayalnızlığıdır aslında. Kadının istediklerini karşılamak için kan ter içinde koşturup baş kaldıran organını susturma gayesi ile çırpınırken bulduğu şeytani hiledir" diyor Bülent Akyürek yada " aşk başka bir vücutta kendini sevmektir" biz kendimizi sevelim ki önce ,aşık olabilelim bir başkasına

aşık olduk ilişkimiz nasıl ilerliyor. Ahmet abiye soralım mı? birde evet başka bir vücutta kendimizi sevince onda ortak noktalar arama ihtiyacı hissediyoruz sonra yada kendimizden ödün vererek ortaklaşmak istiyoruz vee devam ediyor Bülent Akyürek diyor ki; Bülent "senin iyi bir adam olman kadının kötülüğünden kaynaklanıyordur ayrıca " cennetin biricik anahtarı bu dünyada kadınların şerrinden kurtulmaksa cennetin kadınlarla dolu olmasını ikinci bir sınav olarak mı algılamak gerek " kadınlar şer mi şeytan mı bunlar kitapta gizli arkadaşlar.Sivri dilli, asi,manyakça yürekli ,ciddi ciddi okurken kitabı kahkahayı patlattıran ve herkesin size bakmasını sağlayan onun yazmadaki rahatlığının okuyana da sirayet etmesi ile amaaan baksınlar gülcem valla (gülücük)dedirttiği sevgili abimiz Bülent Akyürek daha neler demiyor ki arkadaşlar sevgili kadınlara . Şu iki cümle ile bitirmek istiyorum "kadını var edende hiçleyende erkek gözleridir" ve " aşkını bir erkeğe veremeyen bir kadın herkesin o…….u olma yolunda adım adım ilerliyordur"



                                                                                                              Ünal GİRGİN

20 Mayıs 2010 Perşembe

Neden Mutlu Olamıyoruz?

Bundan on sene önce hayata dair neydi hayalleriniz?


Unutmuşsanız hadi beş sene önceyi hatırlayın.

Nasıldı hayalleriniz beş sene önce..?

Neler vardı o hayalinizin içinde ya da kimler?

Neler yapacak, nerelerde olacaktınız, kimlerle..?

Siz de mi hayallerinizi yıktıkları kanaatindesiniz; kendi sorumluluk ve bu duruma sebebiyet veren duruşunuzu hiçe sayarak..?

Hep kötülük elden, her iyilik ve lütuf senden miydi yani?

Peki nelerdi hayalleriniz;

Bir ömür sevdiğinizle beraber olmak…

Evlenmek yuva kurmak, okulu bitirmek, kiradan kurtulup ev sahibi olmak...

Sonra araba almak, çoluk çocuğa karışmak varsa evlendirmek…

Askere gidip gelip iş kurmak, işe girmek…

Belki de zayıflamak, yurt dışına çıkmak, terfi almak vs vs vs.

“Başımızı sokacak bir evimiz olsun da” diye başlıyor en masum isteklerimiz, sonra


“Ayaklarımızı yerden kesecek bir arabaya sahip olmak” diyerek devam ediyor…

Hatta çok idealist ve kendi hayatını kendi elinde zannedenler, beş yıllık kalkınma planı gibi beş yıllık kariyer planını çiziyor…

“Sonunu düşünen kahraman olamaz” sloganını cebimde tutarak yürüyorum şimdi…

Gecekondu ya da diğer adıyla müstakil evde oturanların çoğunun hayalidir bir apartman dairesine çıkmak…

Apartman dairesine çıktıktan bir müddet sonra da -belki de eskiye hasretten- biraz para bulup müstakil bahçeli bir eve çıkmak, kedi köpek beslemek daldan elma koparmak, domates yetiştirmek…

Müstakil ev ile villa arasındaki tek fark gösterişten ibaretken, hangisinde daha mutluyuz peki?

Hayal kurarken mi, hayalleri gerçekleştirirken mi?

Nişanlıyken mi daha mutluyuz üç beş senelik evliyken mi?

İşe girerken mi mutluyuz yoksa işin içindeyken mi?

Evet ‘ayağımızı yerden kesen bir araba olsun yeter’ deriz, ayağımız yerden kesildiği andan itibaren sıfır araba alma hayali, sonra da en büyüğünden bir tane…

Peki hangisinden daha haz aldık?

İlk arabadan mı sıfırından mı?

Aman “maaşlı sigortalı” bir iş olsun da ne olursa olsun diyerek çıktığımız hayat yolunda işi bulduğumuzun senesinde o maaşı biraz da küçümseyerek “karın tokluğuna yaşıyor hatta yaşamıyor sürünüyoruz” demedik mi?

Çiğ süt emmekle alakası var mı bilmem ama kanaatkâr olamamamızı ne ile ifade edebiliriz ki! Hep daha iyisini bulduğumuzda daha da iyisinin olacağı kaçınılmazken üstelik …

Kanaatkâr değiliz, çünkü insanız ve gözümüzü bir avuç toprak doyuruncaya kadar da açız maddi-manevi…

Hayallerimizin gerçekleşenini unuttuk bile;

Gerçekleştiremedikleriniz ise hep içimizde bir ukde…

Nasıl diyordu Behçet Necatigil;

Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz…
Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz…
Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya
Yağmur isteriz…
Sudan uzakta susuz
Suyun içerisinde huzursuzuz,
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.


                                                                                            Bedirhan Gökçe

4 Mayıs 2010 Salı

Benden Anlamadın Şiirden Anla-Can Yücel

Benden anlamadın şiirden anla

Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi?
Sevdim, ya sen beni?
???????????????????
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Can Yücel Evet Sevgili

                                 EVET SEVGİLİ....
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler...
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile
En güzel yerde başlatılsaydı eğer...
Utanılacak bir şey değildir ağlamak
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
Çalınan birinin kalbiyse eğer...
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
Öylesine delice bakmasalardı eğer...
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
Meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
Her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından
Dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
İnanmak mümkün olmazdı
her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de
Kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahiller
Kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım....
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da...
Ya canım ellerini tutmak isterse !!!
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!

24 Nisan 2010 Cumartesi

İnsan Özünde İyi(mi)dir? Mehmet Ali KÜRÜN

İnsan özünde iyi(mi)dir.                                                                        


Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne

Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.

İnsan özünde kötünün ta kendisidir

Kötü az bile kalır insanın yanında

Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın

Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.

Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,

Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.

Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum

Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?

Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar

İnsan özünde iyimidir?????????????



(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )

İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.

                                                                                                   Mehmet Ali KÜRÜN

22 Nisan 2010 Perşembe

Sezai Karakoç Mona Roza



        MONA ROZA


Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller



Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar



Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...



Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi



Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar



Ellerin, ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin, ellerin ve parmakların



Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona



Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları



Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni



Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım uymaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza



Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı



Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak



Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten



Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

                                                Sezai KARAKOÇ

8 Mart 2010 Pazartesi

AĞA CAMİİ NAZIM HİKMET

                  AĞA CAMİİ
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce                                         
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

                                                       Nazım Hikmet


Nazım'ın yoksaydığı benimse en sevdiğim şiiri dir Ağa Camii.Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.Yasin süresinin şu ayetlleri geldi aklıma bu dizelerle.
Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da görmezler.

Onları uyarsan da uyarmasan da farketmez, inanmazlar.
Rabbim bizi bu duruma düşmekten korusun
Defalarca okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir şiir.

                                                                             Mehmet Ali KÜRÜN