SENİNLE SEVDİM BU ŞEHRİ
Yaş otuz beş yolun yarısı etmese de henüz, otuz da anlıyormuş insan yarımın ne demek olduğunu. Elimizde bir elma var ortadan ikiye böldüğümüzde kalan her parça yarım öyle mi? Bu parçalardan birini ben yedim geriye ne kaldı diğer yarım mı? Hayır, Onu da Havva yedi
Baştan sona anlatmak kolay da asıl mesele sondan başa doğru anlatmak olsa gerek. Birden ona kadar saymayı öğrenirsin önce, ondan bire inmeyi değil. Buradan anlamalısın aslında sondan başa doğru gitmenin zorluğunu. Tersine çeviremiyor insan kaderini çok ama çok istese de. İstersen sondan başa git, istersen baştan sona varırsın tekrar kendi yalnızlığına
İstemediğin yerde istemediğin şekilde aslında ne istediğini bilmez bir halde başlar bu hikaye sen baştan sona dinlerken, ben sondan başa anlatayım yada diğer yarımı ararken, seni bu şehirle tanıştırayım.
Bu şehir çılgın bu şehir artık benden bile deli bu şehir çıkmış çileden, ben tam ile yarım ayrımını yapmaya başladığımdan beri
Dilini bilmediğim, dinini bilmediğim, havasını soluyamadığım bir denizine yandığım ah bir denizine, bu şehirde bir ben vardım birde yalnızlığım. Kopuşlarım oldu, gidişlerim oldu, kahırlı gidişler, hüzünlü gelişler otobüs terminallerinde yazılmış güzel cümleler, fakat beğenmeyişler. Bazen Bolu’da, bazen Pozantı’da, bazen Kırşehir, bazen Antep, bazen Maraş, bazen Adana, alamadı hiçbiri İstanbul’umu benden, mavi gözlü devşirme güzelimi alamadı. Her yolun sonu o, her yolun başlangıcında o vardı
Git dedi o gelme buralara git sensiz kalsam da ayrı kalsak da her yolcu edişte beni, ağlasak ta beraber git dedi İstanbul’um bana git ben dayanırım ayrılığa, git buralar örecek başına bir çorap git, uykulu gözlerle geldin buralara git, sarı laleler senin bildiğin sarı laleler değil artık git .Gittim ama yine kendi kaderime gittim .Ağladık mavi gözlü sevgilimle o tüm ihtişamıyla o vakur duruşuyla o gelen herkese yeni bir umut vaat edişiyle kaldı bir kenarda .Ben ben ise İstanbul sevdası ve ona varamamanın acısını gömdüğüm kitaplarla .Bir şehre gidememekle başladı asıl serüven Kayseri çarşısında .Pastırma koklarken kitap bulmak ancak bende olur zaten.Hani İstanbul dan da bir farkım yok gibiydi İsyan günlerinde Aşkı okurken.Kimi zaman insan yüreği kapıdan geçen herkesi kabule hazır ucuz bir meyhane gibidir diyordu ya hem İstanbul’un hem benim halim tamda bu haldi galiba .Kapıdan geçen herkesi alıyorduk içeri ve yerleşip kalıyordu içimizde bir yerlerde söküp atamıyorduk içimizden söksek de acısı kalıyordu. Ermişi okuyordum eremiyordum aydınlığa. Şizofren aşka mektupla pul olamasam da zarfa, pul pul dağılıyordum sevdasıyla. Ayhan Hünalp’le balkonda bekliyordum yarin rüzgarla gelecek olan kokusunu Erciyes’in kar kokusu geliyordu tüm soğukluğuyla ve ürpertiyordu yüreğimi titretiyordu beynimi döndürüyordu gerçeğe yarin teri bulaşmış ellerimi koklamanın verdiği mutluluğu anımsatıyordu ılık ılık oluyordu yüreğim soğuğa inat ve bakıyordum ellerime boştu ellerim bir sigara yakmanın ve Erciyes’e doğru tellendirmenin sırasıydı şimdi yarin ter kokusuna inat .Daha bir derin çekiyordum dumanı ciğerlerime daha bir küfrediyordum Erciyes’e doğru sövüyordum İstanbul ‘a derken başlıyordum şiir okumaya
Herkes perdelerini çeker geceleri
Benim perdelerim
Benim pencerelerim yok ki
Diyordum.
Maviyi nişanlıyordum sonra tetik düşmüyor mavi ölmüyordu
Ben ölüyordum ben ,sen yaşarken ben ölüyordum sen yaşamak isterken ben ölümü özlüyordum hem de yaşamak istemezken delice. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken, yıllar birbirini kovalamayı bırakmış birbiriyle yarışırken Kayseri’den gönderiyordu beni kader sevdiğime mavi gözlü güzel sevgilime ve kavuşuyorduk artık İstanbul’umla sonunda çağırdı beni gel dedi gel mutlu olmayacaksın benimle ama gel. Olmayacağını, yürümeyeceğini, devam etmeyeceğini sonunun olmadığını bilsen de gidersin bazen sevdiğine sevgi gitmektir bazen, bazen kalmak, bazen de susmak sadece susmak ve seyreylemek olan biteni ve kabullenmektir olanları olacakları. İstanbul’uma da kavuşmuştum artık ama eksik olan bir şeyler vardı. Yârin ellerinin ter kokusu gibi kokan ama olamayan sanki hemen yanı başında ama yok.
..........................................................................................................................
..........................................................................................................................
Bu nokta noktalarda ne mi? Ben varım, hayatım var, anlamlarım ve anlamsızlıklarım var. Acılarım var mutluluklarım var, hüzünlerim var aşklarım var sevdiğim ve sevdiğimi zannettiklerim var, Melekler var şeytanlar var, nankörler var, dostlar var, kahpeler var kahpeleşenler var, yalanlar var riyalar var dürüstlük var, cesaret var, korkularım var, satanlar var satılanlar var, ettiğini çekecek olanlar var, çekeceklerim var, değer verdiklerim var pul kadar değeri olmayanlar var, çok şey var aslında çok şey var. Umarım kalemimin keskinliği zamanla beraber artar ve ben de cesaretimi toplayarak yazabilirim noktalı kısımları. Şimdilik siz ekleyin oralara benden, kendinizden, onlardan güzel veya kötü, komik veya ağlamaklı bir şeyler.
Ben seninle sevdim bu şehri derken. Yazıma bu şehirle ve seninle başlarken seni ve kendimi anlattığımı zannederken, bir de baktım ne sen varsın bu şehirde, ne de bu şehir. Yazımda yok ben de yokum.
Bir rüya olsaydın keşke…………Tabiri olmayan
Mehmet Ali KÜRÜN
30 Haziran 2010 Çarşamba
13 Haziran 2010 Pazar
Mehmet Ali KÜRÜN AĞLAMAK
AĞLAMAK
Bir sen duy ,bir sen anla, bir sen gör istiyordum nasıl bir enkaz bıraktığını bu şehirde.Bir sen in istiyordum yüreğimin derinliklerine, yazıyordum ağlayarak ama bir farkla gözyaşlarım kağıda dökülüp dağıtmıyordu mürekkebi , dökülüyordu klavyenin tuşlarına .
Ben sen anla beni ,şimdi anla, bari anla ,ne olur anla diyerek yazarken ,senin dışında her can ulaşıyordu bana ,sen yine ulaşamıyordun ,sen yine okuyamıyordun beni, sen yine dünyanın peşinden, bitecek olanın izinden, bitmiş olanın sevgisinden güç alıyordun. Sevgi neydi senin için ,ne demekti güç ne demekti, karar almak ne demekti ,sen sen misin sen nesin ,sen kimsin,kiminlesin,kimin içinsin sen sana ait misin aslında var mı bir sahibin senin.Sahibini hatırla!!!
Aslında yoktun sen ama ben mi var etmiştim seni ve sen sen yok olmayı mı seçmiştin var olayım derken?
Ne cahildim dünyanın rengine kanmıştım ,ne hayale aldanıp boşa yanmıştım nede seni ilelebet benim sanmıştım ben bana ait değilken ,ama sen bir ‘ben’in peşinden var olmayı isterken delice yokluğa sürüklendin habersizce ,ben yandım yandım ben beklide buna yandım, ben sana yandım ,sen sana yanmadın sen canını yaktın suçu bana attın ve ben sevdiklerimle ağladım
Evet şimdi de sevdiklerimle ağlıyorum ben yazarken ağlıyorum onlar okurken ağlıyor bana ağlıyor sana ağlıyor, kendine ağlıyor ,Rabbine ağlıyor Rabbine verdiği söze ağlıyor ,sözünü tutamadığına ağlıyor onu unuttuğuna ağlıyor,Rahmetini ,sevgisini hak etmediğine ağlıyor,kulluk yapamadığına nankörlüğüne ağlıyor ama ağlıyor.Sen ne yapıyorsun bilmiyorum ama biz ağlıyoruz
Ağlamak Allaha ulaşmanın en kolay ve en güzel yollarından biri ,ağlamak yürek işi ,ağlamak merhamet ,ağlamak sevgi ,ağlamak vuslat ,ağlamak hasret, ağlamak adem ,ağlamak Havva, ağlamak Yusuf ile züleyha ,ağlamak zindan ,ağlamak kuyuda Yusuf ,ağlamak çölde mecnun , ağlamak bir olmak birlikte olmak,pişmanlık ağlamak, sevinç ağlamak, taş değil, kalp değil, yürek taşımak ağlamak ,Seyr-i Sülukta merhale ağlamak ,umut ağlamak var olmak ağlamak
Ağlamak dururken koş bakalım o halde gülmenin peşinden
Kim güle kim ağlaya
Bu yazım sana mı? Yok inan sana değil .Yeminle sana sana değil bu yazım,sana olmamalı zaten sen anlamazsın bu garip sözlerden sen bilemezsin yüreği ,biz yürek sen kalp taşıyorsun biz ağlamanın sen gülmenin peşindesin, biz cennetin sen dünyanın ,biz Kevser sularından kana kana içmenin sen kadehlerin verdiği dayanılmaz hafifliğin peşindesin.
Peki kime mi bu yazı
Üç beş tane Rabbini seven Rabbine verdiği sözleri unutmamaya çalışan ,dünyanın bir oyundan bir zindandan bir sınavdan başka bir şey olmadığını kavrayan ve anlayan nefsine biat etmemeye çalışan Allah var gam yok düsturu ile yaşamaya çalışan beni seven beraber ağladığımız beraber zehrimizi akıttığımız, kelimelerde sözlerde buluştuğumuz üç beş yürekli insana
Evet güzel yürekli can yoldaşlarım sizlere bu yazım inanın sizlere.
Ne mutlu ağlaya bilene ne mutlu seve bilene ne mutlu sevmeyi bilene ve ne mutlu bunları bize bildiren sevginin aşkın kaynağı Rabbini bilene
Mehmet Ali KÜRÜN
Bir sen duy ,bir sen anla, bir sen gör istiyordum nasıl bir enkaz bıraktığını bu şehirde.Bir sen in istiyordum yüreğimin derinliklerine, yazıyordum ağlayarak ama bir farkla gözyaşlarım kağıda dökülüp dağıtmıyordu mürekkebi , dökülüyordu klavyenin tuşlarına .
Ben sen anla beni ,şimdi anla, bari anla ,ne olur anla diyerek yazarken ,senin dışında her can ulaşıyordu bana ,sen yine ulaşamıyordun ,sen yine okuyamıyordun beni, sen yine dünyanın peşinden, bitecek olanın izinden, bitmiş olanın sevgisinden güç alıyordun. Sevgi neydi senin için ,ne demekti güç ne demekti, karar almak ne demekti ,sen sen misin sen nesin ,sen kimsin,kiminlesin,kimin içinsin sen sana ait misin aslında var mı bir sahibin senin.Sahibini hatırla!!!
Aslında yoktun sen ama ben mi var etmiştim seni ve sen sen yok olmayı mı seçmiştin var olayım derken?
Ne cahildim dünyanın rengine kanmıştım ,ne hayale aldanıp boşa yanmıştım nede seni ilelebet benim sanmıştım ben bana ait değilken ,ama sen bir ‘ben’in peşinden var olmayı isterken delice yokluğa sürüklendin habersizce ,ben yandım yandım ben beklide buna yandım, ben sana yandım ,sen sana yanmadın sen canını yaktın suçu bana attın ve ben sevdiklerimle ağladım
Evet şimdi de sevdiklerimle ağlıyorum ben yazarken ağlıyorum onlar okurken ağlıyor bana ağlıyor sana ağlıyor, kendine ağlıyor ,Rabbine ağlıyor Rabbine verdiği söze ağlıyor ,sözünü tutamadığına ağlıyor onu unuttuğuna ağlıyor,Rahmetini ,sevgisini hak etmediğine ağlıyor,kulluk yapamadığına nankörlüğüne ağlıyor ama ağlıyor.Sen ne yapıyorsun bilmiyorum ama biz ağlıyoruz
Ağlamak Allaha ulaşmanın en kolay ve en güzel yollarından biri ,ağlamak yürek işi ,ağlamak merhamet ,ağlamak sevgi ,ağlamak vuslat ,ağlamak hasret, ağlamak adem ,ağlamak Havva, ağlamak Yusuf ile züleyha ,ağlamak zindan ,ağlamak kuyuda Yusuf ,ağlamak çölde mecnun , ağlamak bir olmak birlikte olmak,pişmanlık ağlamak, sevinç ağlamak, taş değil, kalp değil, yürek taşımak ağlamak ,Seyr-i Sülukta merhale ağlamak ,umut ağlamak var olmak ağlamak
Ağlamak dururken koş bakalım o halde gülmenin peşinden
Kim güle kim ağlaya
Bu yazım sana mı? Yok inan sana değil .Yeminle sana sana değil bu yazım,sana olmamalı zaten sen anlamazsın bu garip sözlerden sen bilemezsin yüreği ,biz yürek sen kalp taşıyorsun biz ağlamanın sen gülmenin peşindesin, biz cennetin sen dünyanın ,biz Kevser sularından kana kana içmenin sen kadehlerin verdiği dayanılmaz hafifliğin peşindesin.
Peki kime mi bu yazı
Üç beş tane Rabbini seven Rabbine verdiği sözleri unutmamaya çalışan ,dünyanın bir oyundan bir zindandan bir sınavdan başka bir şey olmadığını kavrayan ve anlayan nefsine biat etmemeye çalışan Allah var gam yok düsturu ile yaşamaya çalışan beni seven beraber ağladığımız beraber zehrimizi akıttığımız, kelimelerde sözlerde buluştuğumuz üç beş yürekli insana
Evet güzel yürekli can yoldaşlarım sizlere bu yazım inanın sizlere.
Ne mutlu ağlaya bilene ne mutlu seve bilene ne mutlu sevmeyi bilene ve ne mutlu bunları bize bildiren sevginin aşkın kaynağı Rabbini bilene
Mehmet Ali KÜRÜN
Etiketler:
Ağlamak,
kim ağlaya kim güle,
mehmet ali kürün
11 Haziran 2010 Cuma
Adnan AKTEPE Neyin Vardı Hain Dünya?
Neyin vardı hain dünya?
Garip kaldı bedenim,
Heyecanını yitirdi artık kalbim,
Bencil beynim,
Yalnız ruhum...
Kederin derin bir acı,
Keyfin anlamsız üç beş dakika...
Neyin kaldı hain dünya,
Neyin vardı hain dünya???
Adnan AKTEPE
Sen varsın güzel kardeşim senin gibi dürüst senin gibi adam gibi bir adam var seni tanımak var senin gibi gençlerle umutlanmak var,Allaha hamd etmek var dualarla birlikte olmak var.Yaz sevgili öğrencim yaz benim içinde yaz kader arkadaşım akıt zehrini akıt zehrimizi zalimin üstüne üstüne.Sen yaz sayın hocam.Yürektesin
Bilki bu şiirine bende bir düz yazı ile cevap vereceğim
Mehmet Ali KÜRÜN
http://siirler-im.blogspot.com/ Adnan AKTEPE'nin diğer güzel şiirlerini bu siteden takip edebilirsiz sevgili dostlar
Garip kaldı bedenim,
Heyecanını yitirdi artık kalbim,
Bencil beynim,
Yalnız ruhum...
Kederin derin bir acı,
Keyfin anlamsız üç beş dakika...
Neyin kaldı hain dünya,
Neyin vardı hain dünya???
Adnan AKTEPE
Sen varsın güzel kardeşim senin gibi dürüst senin gibi adam gibi bir adam var seni tanımak var senin gibi gençlerle umutlanmak var,Allaha hamd etmek var dualarla birlikte olmak var.Yaz sevgili öğrencim yaz benim içinde yaz kader arkadaşım akıt zehrini akıt zehrimizi zalimin üstüne üstüne.Sen yaz sayın hocam.Yürektesin
Bilki bu şiirine bende bir düz yazı ile cevap vereceğim
Mehmet Ali KÜRÜN
http://siirler-im.blogspot.com/ Adnan AKTEPE'nin diğer güzel şiirlerini bu siteden takip edebilirsiz sevgili dostlar
Etiketler:
adnan aktepe,
mehmet ali kürün,
neyin vardı hain dünya
9 Haziran 2010 Çarşamba
Mehmet Ali KÜRÜN.Dua mı Etmeli Sana Beddua mı?
DUA MI ETMELİ SANA BEDDUA MI?
Müminin silahı duadır.
Dua etmek isterdim sana ,ettim de aylarca ve hatta yıllarca.Olmadı. Yalvardım,ağladım ,yüreğimi yaktım ,gözyaşımla söndürmeye çalıştım oda yanaklarımı yaktı yangınımı dışarı vurdu,secdelere kapandım hıçkırdım hıçkırdım duy sesimi dedim ey kimsesizler kimsesi duy sesimi.Olmadı
Evet dua ettim sana olmadı .Beceremedim dua etmeyi yada istemeyi beceremedim.Hak etmedim
Dualarım sınırlı kaldı çoğaltamadım .
Artık beddua etmek istiyorum sana dualarımı duymadın ,kulak vermedin yalvarışlarıma ,sevmenin ne demek olduğunu bilemedin,sevmeyi bilemedin dua nedir bilemedin,Yaradan’ı bilemedin hesap günü var bilemedin,cennet var bilemedin,cehennem var bilemedin ,Allahın sevgisinden mahrum kalmak var bilemedin.Sen bildireni de bilemedin.
Artık beddua vaktidir. Dualarım ne kadar sınırlı ise bil ki beddualarım o kadar geniş neden mi?Yüreğim yanmıyor artık yangını geçti külleri kaldı geriye
Senin de yansın yüreğin, sende yan seninde gözyaşların yaksın yanağını, sarılacak bir dalın olmasın,geçmişin bırakmasın peşini pişmanlıkların penceren , keşkelerin perden ,yarınların zehir olsun.Her gün ışığı ile acıların tekrar doğsun, ay ışığı seni yalnızlığında boğsun……
Tövbe Rabbim tövbe ,evet dua etmekten kolay beddua etmek yüreğin yangını dile de vuruyor anlaşılan.Bu yangınla dua etmeyi de nasip eyle bu aciz kuluna.Şeytani bir haslet beddua ondan olsa gerek çok söz geliyor dilin ucuna.Öyle beddualar edebilirim ki daha sana ben bile acırım sonra sana .Ama bilirim şunu da her beddua sonrası açılır cehennemden bir kapı daha yoluma. Dünyamı yıktın ama ahretimi yıktırmam inan sana
Sen ıslah eyle rabbim sen doğru yola eriştir.Sana edebileceğim tek dua bu küller arasından bulup çıkarabildiğim.Hayır beddua etmem edemem sana
Kendime olan duama gelince
Ey alemlerin Rabbi!Acizim ,kanlar içinde karada gemi yürütmüşüm
Elimden tutup feryadıma yetiş, ne zamandan beri pişmanlığımdan dolayı elim sinek gibi başımın üstünde.
Ey günahları bağışlayan ve özür dilemeyi öğreten Allah’ım !Yüz defa yandım, yanmamı istemenin sebebi nedir?
Sana karşı mahcubiyetimden kanım coştu,çok namertlik yaptım sen bunları ört.
Bilmeden hata ettiğim için beni bağışla,dertli gönlüm ve canım için beni affet
Eğer gözlerim aşikar ağlamıyorsa ,canım senin şevkinden zari zari ağlamada
Dalgalı denizin ortasında kalakalmışım,perdenin içine girmeyip dışarıda kalmışım
Kulunu mahrem olmayan bu denizin içinden çıkar,sen beni içine attın sen çıkar
Nefsim beni baştan aşağı hükmüne aldı ,eğer elimi tutmazsan vay halime
Canım beyhude boş işlerle kirlendi,benim artık kirliliğe dayanacak takatim kalmadı
Ya beni bu kirlilikten arındır yada kanımı akıtıp toprağa göm
Yaratılanlar senden korkuyorlar ben ise kendimden korkuyorum,çünkü Senden iyilik kendimden kötülük gördüm
Toprak üzerinde yürüyen bir ölüyüm ben.Ey can bağışlayan Allah’ım!canımı zinde kıl.
Amin
Etmiş olduğum dua Feridüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr adlı kitabından alıntıdır
Ben konuşmasını bilmediği gibi dua etmesini de bilmem Lili .
Ben sadece ağlarım ve yazarım
Sen de ağla Lili
Mehmet Ali KÜRÜN
Müminin silahı duadır.
Dua etmek isterdim sana ,ettim de aylarca ve hatta yıllarca.Olmadı. Yalvardım,ağladım ,yüreğimi yaktım ,gözyaşımla söndürmeye çalıştım oda yanaklarımı yaktı yangınımı dışarı vurdu,secdelere kapandım hıçkırdım hıçkırdım duy sesimi dedim ey kimsesizler kimsesi duy sesimi.Olmadı
Evet dua ettim sana olmadı .Beceremedim dua etmeyi yada istemeyi beceremedim.Hak etmedim
Dualarım sınırlı kaldı çoğaltamadım .
Artık beddua etmek istiyorum sana dualarımı duymadın ,kulak vermedin yalvarışlarıma ,sevmenin ne demek olduğunu bilemedin,sevmeyi bilemedin dua nedir bilemedin,Yaradan’ı bilemedin hesap günü var bilemedin,cennet var bilemedin,cehennem var bilemedin ,Allahın sevgisinden mahrum kalmak var bilemedin.Sen bildireni de bilemedin.
Artık beddua vaktidir. Dualarım ne kadar sınırlı ise bil ki beddualarım o kadar geniş neden mi?Yüreğim yanmıyor artık yangını geçti külleri kaldı geriye
Senin de yansın yüreğin, sende yan seninde gözyaşların yaksın yanağını, sarılacak bir dalın olmasın,geçmişin bırakmasın peşini pişmanlıkların penceren , keşkelerin perden ,yarınların zehir olsun.Her gün ışığı ile acıların tekrar doğsun, ay ışığı seni yalnızlığında boğsun……
Tövbe Rabbim tövbe ,evet dua etmekten kolay beddua etmek yüreğin yangını dile de vuruyor anlaşılan.Bu yangınla dua etmeyi de nasip eyle bu aciz kuluna.Şeytani bir haslet beddua ondan olsa gerek çok söz geliyor dilin ucuna.Öyle beddualar edebilirim ki daha sana ben bile acırım sonra sana .Ama bilirim şunu da her beddua sonrası açılır cehennemden bir kapı daha yoluma. Dünyamı yıktın ama ahretimi yıktırmam inan sana
Sen ıslah eyle rabbim sen doğru yola eriştir.Sana edebileceğim tek dua bu küller arasından bulup çıkarabildiğim.Hayır beddua etmem edemem sana
Kendime olan duama gelince
Ey alemlerin Rabbi!Acizim ,kanlar içinde karada gemi yürütmüşüm
Elimden tutup feryadıma yetiş, ne zamandan beri pişmanlığımdan dolayı elim sinek gibi başımın üstünde.
Ey günahları bağışlayan ve özür dilemeyi öğreten Allah’ım !Yüz defa yandım, yanmamı istemenin sebebi nedir?
Sana karşı mahcubiyetimden kanım coştu,çok namertlik yaptım sen bunları ört.
Bilmeden hata ettiğim için beni bağışla,dertli gönlüm ve canım için beni affet
Eğer gözlerim aşikar ağlamıyorsa ,canım senin şevkinden zari zari ağlamada
Dalgalı denizin ortasında kalakalmışım,perdenin içine girmeyip dışarıda kalmışım
Kulunu mahrem olmayan bu denizin içinden çıkar,sen beni içine attın sen çıkar
Nefsim beni baştan aşağı hükmüne aldı ,eğer elimi tutmazsan vay halime
Canım beyhude boş işlerle kirlendi,benim artık kirliliğe dayanacak takatim kalmadı
Ya beni bu kirlilikten arındır yada kanımı akıtıp toprağa göm
Yaratılanlar senden korkuyorlar ben ise kendimden korkuyorum,çünkü Senden iyilik kendimden kötülük gördüm
Toprak üzerinde yürüyen bir ölüyüm ben.Ey can bağışlayan Allah’ım!canımı zinde kıl.
Amin
Etmiş olduğum dua Feridüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr adlı kitabından alıntıdır
Ben konuşmasını bilmediği gibi dua etmesini de bilmem Lili .
Ben sadece ağlarım ve yazarım
Sen de ağla Lili
Mehmet Ali KÜRÜN
25 Mayıs 2010 Salı
Bülent Akyürek Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar
Konumuz kadın olunca sevgi yada günümüzün içi boşaltılmış yüce kelimesi olan aşk ile başlayalım istedim. Aşk değil mi? Erkeğin yalnızlıktan kurtulmak için yürüdüğü yolda yapayalnızlığıdır aslında. Kadının istediklerini karşılamak için kan ter içinde koşturup baş kaldıran organını susturma gayesi ile çırpınırken bulduğu şeytani hiledir" diyor Bülent Akyürek yada " aşk başka bir vücutta kendini sevmektir" biz kendimizi sevelim ki önce ,aşık olabilelim bir başkasına
aşık olduk ilişkimiz nasıl ilerliyor. Ahmet abiye soralım mı? birde evet başka bir vücutta kendimizi sevince onda ortak noktalar arama ihtiyacı hissediyoruz sonra yada kendimizden ödün vererek ortaklaşmak istiyoruz vee devam ediyor Bülent Akyürek diyor ki; Bülent "senin iyi bir adam olman kadının kötülüğünden kaynaklanıyordur ayrıca " cennetin biricik anahtarı bu dünyada kadınların şerrinden kurtulmaksa cennetin kadınlarla dolu olmasını ikinci bir sınav olarak mı algılamak gerek " kadınlar şer mi şeytan mı bunlar kitapta gizli arkadaşlar.Sivri dilli, asi,manyakça yürekli ,ciddi ciddi okurken kitabı kahkahayı patlattıran ve herkesin size bakmasını sağlayan onun yazmadaki rahatlığının okuyana da sirayet etmesi ile amaaan baksınlar gülcem valla (gülücük)dedirttiği sevgili abimiz Bülent Akyürek daha neler demiyor ki arkadaşlar sevgili kadınlara . Şu iki cümle ile bitirmek istiyorum "kadını var edende hiçleyende erkek gözleridir" ve " aşkını bir erkeğe veremeyen bir kadın herkesin o…….u olma yolunda adım adım ilerliyordur"
Ünal GİRGİN
20 Mayıs 2010 Perşembe
Neden Mutlu Olamıyoruz?
Bundan on sene önce hayata dair neydi hayalleriniz?
Unutmuşsanız hadi beş sene önceyi hatırlayın.
Nasıldı hayalleriniz beş sene önce..?
Neler vardı o hayalinizin içinde ya da kimler?
Neler yapacak, nerelerde olacaktınız, kimlerle..?
Siz de mi hayallerinizi yıktıkları kanaatindesiniz; kendi sorumluluk ve bu duruma sebebiyet veren duruşunuzu hiçe sayarak..?
Hep kötülük elden, her iyilik ve lütuf senden miydi yani?
Peki nelerdi hayalleriniz;
Bir ömür sevdiğinizle beraber olmak…
Evlenmek yuva kurmak, okulu bitirmek, kiradan kurtulup ev sahibi olmak...
Sonra araba almak, çoluk çocuğa karışmak varsa evlendirmek…
Askere gidip gelip iş kurmak, işe girmek…
Belki de zayıflamak, yurt dışına çıkmak, terfi almak vs vs vs.
“Başımızı sokacak bir evimiz olsun da” diye başlıyor en masum isteklerimiz, sonra
“Ayaklarımızı yerden kesecek bir arabaya sahip olmak” diyerek devam ediyor…
Hatta çok idealist ve kendi hayatını kendi elinde zannedenler, beş yıllık kalkınma planı gibi beş yıllık kariyer planını çiziyor…
“Sonunu düşünen kahraman olamaz” sloganını cebimde tutarak yürüyorum şimdi…
Gecekondu ya da diğer adıyla müstakil evde oturanların çoğunun hayalidir bir apartman dairesine çıkmak…
Apartman dairesine çıktıktan bir müddet sonra da -belki de eskiye hasretten- biraz para bulup müstakil bahçeli bir eve çıkmak, kedi köpek beslemek daldan elma koparmak, domates yetiştirmek…
Müstakil ev ile villa arasındaki tek fark gösterişten ibaretken, hangisinde daha mutluyuz peki?
Hayal kurarken mi, hayalleri gerçekleştirirken mi?
Nişanlıyken mi daha mutluyuz üç beş senelik evliyken mi?
İşe girerken mi mutluyuz yoksa işin içindeyken mi?
Evet ‘ayağımızı yerden kesen bir araba olsun yeter’ deriz, ayağımız yerden kesildiği andan itibaren sıfır araba alma hayali, sonra da en büyüğünden bir tane…
Peki hangisinden daha haz aldık?
İlk arabadan mı sıfırından mı?
Aman “maaşlı sigortalı” bir iş olsun da ne olursa olsun diyerek çıktığımız hayat yolunda işi bulduğumuzun senesinde o maaşı biraz da küçümseyerek “karın tokluğuna yaşıyor hatta yaşamıyor sürünüyoruz” demedik mi?
Çiğ süt emmekle alakası var mı bilmem ama kanaatkâr olamamamızı ne ile ifade edebiliriz ki! Hep daha iyisini bulduğumuzda daha da iyisinin olacağı kaçınılmazken üstelik …
Kanaatkâr değiliz, çünkü insanız ve gözümüzü bir avuç toprak doyuruncaya kadar da açız maddi-manevi…
Hayallerimizin gerçekleşenini unuttuk bile;
Gerçekleştiremedikleriniz ise hep içimizde bir ukde…
Nasıl diyordu Behçet Necatigil;
Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz…
Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz…
Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya
Yağmur isteriz…
Sudan uzakta susuz
Suyun içerisinde huzursuzuz,
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.
Bedirhan Gökçe
Unutmuşsanız hadi beş sene önceyi hatırlayın.
Nasıldı hayalleriniz beş sene önce..?
Neler vardı o hayalinizin içinde ya da kimler?
Neler yapacak, nerelerde olacaktınız, kimlerle..?
Siz de mi hayallerinizi yıktıkları kanaatindesiniz; kendi sorumluluk ve bu duruma sebebiyet veren duruşunuzu hiçe sayarak..?
Hep kötülük elden, her iyilik ve lütuf senden miydi yani?
Peki nelerdi hayalleriniz;
Bir ömür sevdiğinizle beraber olmak…
Evlenmek yuva kurmak, okulu bitirmek, kiradan kurtulup ev sahibi olmak...
Sonra araba almak, çoluk çocuğa karışmak varsa evlendirmek…
Askere gidip gelip iş kurmak, işe girmek…
Belki de zayıflamak, yurt dışına çıkmak, terfi almak vs vs vs.
“Başımızı sokacak bir evimiz olsun da” diye başlıyor en masum isteklerimiz, sonra
“Ayaklarımızı yerden kesecek bir arabaya sahip olmak” diyerek devam ediyor…
Hatta çok idealist ve kendi hayatını kendi elinde zannedenler, beş yıllık kalkınma planı gibi beş yıllık kariyer planını çiziyor…
“Sonunu düşünen kahraman olamaz” sloganını cebimde tutarak yürüyorum şimdi…
Gecekondu ya da diğer adıyla müstakil evde oturanların çoğunun hayalidir bir apartman dairesine çıkmak…
Apartman dairesine çıktıktan bir müddet sonra da -belki de eskiye hasretten- biraz para bulup müstakil bahçeli bir eve çıkmak, kedi köpek beslemek daldan elma koparmak, domates yetiştirmek…
Müstakil ev ile villa arasındaki tek fark gösterişten ibaretken, hangisinde daha mutluyuz peki?
Hayal kurarken mi, hayalleri gerçekleştirirken mi?
Nişanlıyken mi daha mutluyuz üç beş senelik evliyken mi?
İşe girerken mi mutluyuz yoksa işin içindeyken mi?
Evet ‘ayağımızı yerden kesen bir araba olsun yeter’ deriz, ayağımız yerden kesildiği andan itibaren sıfır araba alma hayali, sonra da en büyüğünden bir tane…
Peki hangisinden daha haz aldık?
İlk arabadan mı sıfırından mı?
Aman “maaşlı sigortalı” bir iş olsun da ne olursa olsun diyerek çıktığımız hayat yolunda işi bulduğumuzun senesinde o maaşı biraz da küçümseyerek “karın tokluğuna yaşıyor hatta yaşamıyor sürünüyoruz” demedik mi?
Çiğ süt emmekle alakası var mı bilmem ama kanaatkâr olamamamızı ne ile ifade edebiliriz ki! Hep daha iyisini bulduğumuzda daha da iyisinin olacağı kaçınılmazken üstelik …
Kanaatkâr değiliz, çünkü insanız ve gözümüzü bir avuç toprak doyuruncaya kadar da açız maddi-manevi…
Hayallerimizin gerçekleşenini unuttuk bile;
Gerçekleştiremedikleriniz ise hep içimizde bir ukde…
Nasıl diyordu Behçet Necatigil;
Çölün ortasında
Birkaç damla suya
Hasret çekeriz…
Geminin bordasında
Gözlerimiz yatar pusuya
Sahil bekleriz…
Bulutsuz gök boşluğunda
Ellerimiz uzanır duaya
Yağmur isteriz…
Sudan uzakta susuz
Suyun içerisinde huzursuzuz,
Bütün bir ömür boyu
Gözyaşıyla doluyuz.
Bedirhan Gökçe
4 Mayıs 2010 Salı
Benden Anlamadın Şiirden Anla-Can Yücel
Benden anlamadın şiirden anla
Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi?
Sevdim, ya sen beni?
???????????????????
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi?
Sevdim, ya sen beni?
???????????????????
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Etiketler:
anlamadın,
anlayamazsın,
can yücel
Can Yücel Evet Sevgili
EVET SEVGİLİ....
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler...
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile
En güzel yerde başlatılsaydı eğer...
Utanılacak bir şey değildir ağlamak
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
Çalınan birinin kalbiyse eğer...
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
Öylesine delice bakmasalardı eğer...
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
Meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
Her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından
Dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
İnanmak mümkün olmazdı
her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de
Kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahiller
Kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım....
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da...
Ya canım ellerini tutmak isterse !!!
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler...
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile
En güzel yerde başlatılsaydı eğer...
Utanılacak bir şey değildir ağlamak
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
Çalınan birinin kalbiyse eğer...
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
Öylesine delice bakmasalardı eğer...
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
Meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
Her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından
Dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
İnanmak mümkün olmazdı
her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de
Kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahiller
Kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım....
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da...
Ya canım ellerini tutmak isterse !!!
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu...
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına...
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
24 Nisan 2010 Cumartesi
İnsan Özünde İyi(mi)dir? Mehmet Ali KÜRÜN
İnsan özünde iyi(mi)dir.
Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne
Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.
İnsan özünde kötünün ta kendisidir
Kötü az bile kalır insanın yanında
Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın
Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.
Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,
Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.
Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum
Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?
Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar
İnsan özünde iyimidir?????????????
(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )
İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.
Mehmet Ali KÜRÜN
Yıllarca inandım insan özünde iyidir sözüne
Bir kez daha sordum bu soruyu kendime .Cevap mı? Bakınız aşağıda.
İnsan özünde kötünün ta kendisidir
Kötü az bile kalır insanın yanında
Önceleri alırsın geçmiş fotoğrafları karşına ne kadar yaşlandığının hesabını yaparsın
Baktıkça daha uzun süre yaşlanmaktan ziyade suratındaki masumiyetin gittiğini ama bunun sana yaşlılık gibi geldiğini fark edersin yüreğin varsa ve enaniyetini yenebildiysen, en azından yenmeye çalışıyorsan.
Etrafına bakarsın sonra yakın çevrene insanlara içinde bulundukları hallere daha sonra bulunduğun şehre,ülkene ve dünyaya ve ne görürüsün biliyor musun? Hep ben ben ben diyen mahluklar.Acı ,gözyaşı,şükürsüzlük,edepsizlik, nankörlük,aşk diye aşkı satanlar,chatte aşık olanlar, aldatanlar ,öldürenler ,ölenler,hiç ölmeyeceğini sananlar,bir bok olmayıp kendini bir bok sananlar ve ben bilirim her şeyi ben bilirim diyip bir bok bilmeyen cahil cühelalar,
Hepsinden önemlisi Yaratıcısını ve ona karşı görevlerini unutanlar,şeytana uymuyor artık insan neden mi? Çünkü şeytan hafif kalır yanlarında ,şeytanlaştı insanlar.
Ne olursan ol gel öylemi .Hadi len günümüz süper Türkçesiyle bir daha hadi len gelme ne olursan ol gelme bu hümanist ayaklarla yediniz insanın özündeki iyisini .Senin kalbin temizdi değimli ama arkadaşım kusura bakma unutmuşum
Aaaa deme öyle insan özünden iyidir diiimii?
Siz ne dersiniz bu duruma ey insanlar
İnsan özünde iyimidir?????????????
(Ne çok şey yazabilirim sizlere, ama yazmasam daha iyi olacak sanki )
İyi insanlar özünü koruyabilen iyi insanlar affınıza sığınıyorum .Söz meclisten dışarı unutulmasın sakın.Eyvallah tüm iyi insanlar .Rabbine verdiği sözü unutmayan iyi insanlar.Bağışlayın bu kardeşinizi yürek patlaması yaşıyorum galiba.Biraz kül biraz duman bırakacak elbet.
Mehmet Ali KÜRÜN
22 Nisan 2010 Perşembe
Sezai Karakoç Mona Roza
MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
Sezai KARAKOÇ
Etiketler:
anla beni muhacir kızı,
gönlümden geçen şiir,
mona roza,
SEZAİ KARAKOÇ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



